Türk Yaratıcılardan Esinler

Devrim Erbil, Ressam

 

 

 

 

YARATICILIK NEDİR?

BİR ESERİN YARATICI OLDUĞUNU NASIL ANLIYORSUNUZ?

AİLENİZİN YARATICILIĞINIZ KONUSUNDA BİR ETKİSİ, KATKISI OLDU MU? NASIL OLDU?

USTA-ÇIRAK İLİŞKİSİNİN YARATICILIKTAKİ ÖNEMİ NEDİR?

YARATICI BİR KİŞİNİN PROFİL ÖZELLİKLERİ NELER OLMALI?

YARATICILIKTA RİTÜELLERİNİZ VAR MIDIR, NELERDİR?

YARATICILIĞIN HAZIRLIK SÜREÇLERİNİ NASIL UYGULUYORSUNUZ, ALGILIYORSUNUZ?

1.SÜREÇ: RUHUN HAZIRLANMASI

2.SÜREÇ: GÖZLEM YAPARAK GÖRSEL ZEKAYI GELİŞTİRMEK

3.SÜREÇ: HAYAL KURMAK

İLHAM PERİSİ NASIL GELİYOR? O ANDA NE HİSSEDİYORSUNUZ?

YARATICILIKTA HİÇ BAŞARISIZ OLDUNUZ MU? BUNUNLA NASIL BAŞ ETTİNİZ?

TEKNOLOJİNİN YARATICILIĞA ETKİSİ NASILDIR?

GENÇLERE YARATICILIKLARINI GELİŞTİRMELERİ İÇİN NE ÖNERİRSİNİZ?

SİZİ ETKİLEYEN YARATICILAR, YARATICILIK İŞLERİNDEN ÖRNEKLER VEREBİLİR MİSİNİZ?

 

YARATICILIK NEDİR?

ALPER ALMELEK: Yaratıcılığı nasıl tanımlıyorsunuz?

DEVRİM ERBİL: Yaratıcılığın koşulları esin perilerinin sanatta gelmesidir… Ondan sonra o yaratıcılık tuvale mi dökülür besteye mi dökülür şiire mi döner, sözcükler mi renkler mi biçimler mi ezgiler mi oluşur bunu bilemem. Önce yaratıcılık herkese nasip olan bir şey değildir. Özel koşulları nedir? Belki insanın kendisi yaratır. Bu genlerle geçen bir özellik de olabilir. Ondan sonra da yaşam biçiminin ona göre düzenlenmesi gerekli. Her şeyle bütün her şey ile bu işi düşündüğün zaman o çalışırken, düşünürken, hayal kurarken birden yeni bir şey yapmak aklına gelir. İşte benim söylemek istediğim yaratıcılık bence odur. Ama siz böyle ucundan tutarsanız belli zamanlarda çalışırsanız o esin perileri gelir sizi teğet geçer ve gider. Bir öykü anlatayım. Bir gün 1970’li yıllarda gönüllü sergi açıyorum. Bülent Özer geldi. Kendisi çok önem verdiğim değerli bir öğretim üyesiydi mimarlık tarihi konusunda. Profesör ve yazardı, yedi dil biliyordu. Her şeyi çok iyi bilen, her şeye muhalif biriydi. Geldi yanıma sergide: ‘Devrim herkes resimlerini çok beğeniyor ama bir eleştiri de var. Senin için çok üretiyor dediler’ dedi. Yani ben de evet dedim belki de öyle. Ama nedeni şu ben işimi büyük bir aşkla yapıyorum dedim. Ama akademide hocayım daha sonra Resim Heykel Müzesi’nde müdürlük yaptım. Daima üç beş işi birden kolumda taşıdım. Şapkam bir tek şapka değildi. Eğitimci, sanatçı, konferansçı, sanat örgütleriyle ilgilenen bir insan, ülkede sanatın yaygınlaşması için çalışan bir insan. Ben 82 yaşında bile hala bu heyecanı taşıyorum. İşte biraz sonra bir konferansa gideceğim. Dün başka bir paneldeydim. İzmir’de sergi açıyorum. Yani birçok işi birden yapıyorum. Bu kadar işin arasında benim paletim kurumaz Bülent dedim. Günde gece gelip onbirden üçe dörde kadar çalıştığım çok olmuştur. Ben zamanımı her şeyimi işe sanata verdim. 30 sene tatil yapmadım. Yazları çalışıyorum, mozaikler yapıyorum. Yurtdışına çıkıyorum. Ben üç gün belki çalışamam ama onun acısını hafta sonu da çıkarırım tatilde de çıkarırım. Yani ortalama dört saatten az çalışmamla paletim kurumaz. Eğer bir sanatçı için dört saat çalışmanın bu kadar çok üretime neden olduğu söyleniyorsa demek onlar hiç çalışmıyor demektir. Önce bence çok tutkuyla bağlı olmak, çalışmak, aklın hep orada olması ve o esin perilerinin geleceği zaman da sizin de çalışır halde olmanız yaratıcılıktır.

Yaratıcılığın ana unsuru yenilik. Yeni bir şey olmayan yaratılmaz zaten. Onu tekrar edersiniz yoksa. Bugün siz Leonardo gibi resim yapsanız yani o kendi döneminde önemlidir bir defa. Yenilik çağın hatta daha ilerisini görebilme daha yeni şeyler yapma itici gücünü kendinde hissetmek, çağı aşmaktır. Çünkü o yapılanları herkes beğenir onu tekrar edersiniz. Türk resminin de çok önemli bir sorunudur bu da. Yani yeni bir şeyin heyecanını taşımanız lazım. Yetinmemeniz lazım. Ben bunu yaptım, her şey çok güzel, beğeniliyor vesaire dememeniz lazım. Ben beğenildiği zaman korkmaya başlıyorum. Tamam onu beğendiler ama ben burada nasıl yaparım? Kendi sanatımda bu daima olmuştur. Şimdi İstanbullarımı seviyorlar, herkes istiyor ve sipariş veriyorlar. Ama ben İstanbul yapmaktan vazgeçiyorum herkesin alıştığı manada.

 

YARATICI BİR KİŞİNİN PROFİL ÖZELLİKLERİ NELER OLMALI?

ALPER ALMELEK: Siz şu an yaratıcı bir kişinin profilini de açıklamış oldunuz aynı zamanda. Sürekli çalışmak, her an içinde olmak vesaire.

DEVRİM ERBİL: Önce yetenekli çocuk olması gerekli, işini çok sevmesi gerekli. Yaratıcılığın demek ki burada da ipuçları ortaya çıkmaya başlıyor. Tutkuyla deli gibi bir işine bağlı olması, aklının hep orada olması gerekiyor. Sanat eğitiminin en önemli unsuru kişinin işine çok sevgi ve tutkuyla bağlı olmasıdır.  Herhangi bir mesleğin ötesinde insan coşkuyla o işi yapacak olmalıdır.

Ben sadece aklı fikri uykusunda, yaşarken, yeni gün doğarken, yürürken, sevişirken, hayal kurarken devamlı aklı işinde olması gerek diye düşünüyorum.

Aşağı yukarı öyle aynen. Şunu da ilave edeyim ek olarak, insanın hayatında bazen öyle olaylar oluyor ki evlilikler, dramatik durumlar, ayrılıklar, aşklar, acılar bunlar yaşamın kaçınılmaz unsurları. Benim için mesela öyle bir an olmuştur ki mesela annemin ölümü insan onun o hastalık süreci geldiği zamanlarda belki bu mesleği ile olan aşk ve tutku ikinci plana düşmüş olabilir. Ama bu geçici bir süredir. Bu uzun sürmez. Ondan sonra hemen kendimi toparlar ona yoğunlaşabilirim. Bir de o var insan neden ben yaratıcı değilim sorusunu kendine sorduğu zaman bunu düşünmeli. Ne zaman geriye düştüm? Bir aşk bir tutku tamam insan hayatında bir değişikliktir. Ama bu tutkuyu alıp siz yeni bir şey yapmak için yaratıcı ve itici bir güç olarak da kullanabilirsiniz.

 

AİLENİZİN YARATICILIĞINIZ KONUSUNDA BİR ETKİSİ, KATKISI OLDU MU? NASIL OLDU?

ALPER ALMELEK: Aileniz sizin çocukluğunuzda sanatınızı yapmanız için destek oldular mı?

DEVRİM ERBİL: Ben bunu her yerde büyük bir gururla söylüyorum. Annemin destek olması benim hayatımda çok önemlidir. Babamın da karışmaması engellememesi önemliydi. Çünkü benim hayatım çok fırtınalı geçti. Ne bileyim çok acılar çektim. Ben sakat doğmuşum bunu biliyor muydun? Bakın şurada bir dikişim var. Bu tortikolis denen milyonda bir insanda rastlanan bir olay. Bu doğuştan, buramdaki daha hareketli olması gereken ama şu an başımı kaskatı çevirmeme engel olan bir sinir. Başım vücudumla dönüyor ve ben başımı hareket ettiremiyormuşum. Ve beni beş yaşında ameliyata getirdiler. Önce babam Ankara’da Demiryolları’nda eczacıydı. Oradaydık. Sonra altı yaşında buraya Cerrahpaşa’ya getirdiler. Ben orada büyük bir ameliyat geçirdim. Ama narkozda yoktu o zaman eter ile sizi bayıltıyorlar. Sonra o eteri öğürerek çıkartıyorsunuz. Burada 13 dikiş ve uyandığımda yüzüm açık kollarım açık belime kadar bir alçı ile buldum kendimi. Ve o alçı boğazıma dayanmış nefes alamıyorum. Öyle acılar çektim ki. Altı ay o alçının içinde kaldım. İlkokul bitinceye kadar resimle karşılaşmadım bile. Ama okumam için önüme kitaplar, şiirler geliyordu. Ben edebiyatla başladım. İlkokulda şiir yarışmasına katılırdım. Birincilikler alıyordum. Ortaokula gittiğim zaman resim yönüm keşfedildi. Büyük bir hırsla tutundum. Hem okuyordum hem yazıyordum. Yeni bir şey keşfetmişim. Ve yeni bir insan olmuşum. İlkokul öncesi o sıkıntıları da atmışım. Spor yapıyordum, derslerim çok başarılıydı. Üniversiteye gireceğim zaman da artık sergiler yapmıştım, sanatla iç içeydim. Annem dikiş nakış öğretmenliği yaptı Singer’de. Benim duyarlılığımın temelinde annemin sevgisi, duyarlılığı, sanat yapmak için çırpınan bir yanı vardı. Annemin benim için yaptığı fedakarlıklarını hep sonradan fark ettim. Özveri ile desteklediğini biliyorum. Babamla da şöyleydi; biraz radikaldi, dünyaya katı bakan biriydi. Bazı görüş ayrılıklarımız olduğu zaman sert davranırdı, küserdik. Tabi benim sergimi, radyodaki konuşmamı duyunca barışırdık. Ailem özellikle annem daima beni destekledi.

 

USTA-ÇIRAK İLİŞKİSİNİN YARATICILIKTAKİ ÖNEMİ NEDİR?

ALPER ALMELEK: Usta çırak ilişkisine inanıyor musunuz? Akademide ustanız ya da ustalığınız oldu mu? Ya da aklınızda bir usta ismi var mı?

DEVRİM ERBİL: Benim mesleğimin temel sorunlarından biri. Mesela benim şu an asistanlarım var. Çoğu akademide eğitimli, doktoralılar. Bana akademide öğrenciliğin verdiği birçok şeyler oldu. Çok insan tanıdım. Ahmet Kutsi Tecer’i orada tanıdım, yazarları edebiyatçıları orada tanıdım. Akademi öğrenciliğim sırasında bir yerde de hayatımı kazanmak zorundaydım. Kıyamadım aileme. Bedri Rahmi’nin atölyesinde mozaik dizerek falan hayatımı kazandım. Usta çırak geleneğinin o yüzden sanatta çok daha geçerli olduğunu düşünüyorum. Bu ustalardan biri Bedri Rahmi’dir. Biz usta sevgisini şöyle anlatırız bir noktaya kadar o usta ile beraber gideceksin, o sana yol gösterecek ama ondan sonra sen kendi kişiliğini oradan edindiğin bilgilere katamazsan bir yere varamazsın. Bir sanat eğitiminde usta sevgisi doğa sevgisi ve sanat eserlerinin bugüne kadar yapılmış olanlarının çok iyi bilinmesi gerektiğini söyleriz.  Benim ustama gelince Bedri Rahmi bana bir çalışma sistemi örneği oldu yaşayarak öğrendim ama kendime usta olarak almadım kendisini. Benim için dönemler, minyatürler, bazı eserler, Mısır Sanatı, Kot Sanatı, Mezopotamya kültürlerinin ürünleri böyle anonim eserler benim ustam oldu. Ya da isim vermem gerekise Brueghel. Ama bunlar arasında benim kişiliğimde ağırlık basacak bir şey yoktur.

 

YARATICILIĞIN HAZIRLIK SÜREÇLERİNİ NASIL UYGULUYORSUNUZ, ALGILIYORSUNUZ?

1.SÜREÇ: RUHUN HAZIRLANMASI

ALPER ALMELEK: Derste Yaratıcılığı işlerken üç hazırlık sürecinden bahsediyorum. Tabi bunlar arka arkaya gelmek zorunda değil. İç içe de olabilir. Ama insanlar yaratıcı olmak için üç aşamadan geçiyorlar. Bunlardan bir tanesi ruhun hazırlanması. İkincisi gözlem yapıyoruz ve üçüncüsü hayal kuruyoruz. Bunları tek tek size sormak istiyorum. Sizin kendinizi huzurlu hissettiğiniz, gittiğinizde mutlu hissettiğiniz bir yer var mı? Eviniz olabilir, atölyeniz olabilir, Belgrad ormanı ya da Taksim olabilir ya da bir bank herhangi bir yer?

DEVRİM ERBİL: Tek bir yer yok. Ben demin ki örnekte olduğu gibi oradaki o sessizliği, boğazın hışırtısını ya da Boğaz’ın üzerinden geçen martıların kanatlarının suya değdiği anı, bir mevsimde güneşin şu saatte nasıl suya yansıdığını hep ayrı ayrı hissettim. Bunların hep ayrı ayrı hissedilmesinin toplamı ben de bir sevgi yarattı.

ALPER ALMELEK: Peki bu fikre katılıyor musunuz? Kişi kendi ruhunu arındırmak için böyle zaman zaman rahat olması gereken yere gitmeli mi? Bu her yer olabilir… Bu sürecin faydalı olduğunu düşünüyor musunuz?

DEVRİM ERBİL: Gerçekten yararlıdır. Çünkü yaratıcılık alışılagelmişin ötesine çıkmak demektir. Kendi eskilerinde Fildişi kule ya da sizin atölyeniz ya da eviniz ancak bir rutin olarak yaptığınız işlerin dışında yeni bir kent görmek, yeni bir insan görmek, yeni bir yaşam görmek, yeni bir kitap okumak gibi kendi kabınızın da dışına çıkmanızın gerekliliğine kesinlikle inanıyorum.

 

YARATICILIKTA RİTÜELLERİN VAR MIDIR, NELERDİR?

ALPER ALMELEK: Ruhun hazırlanmanın bir de B planı var: Ritüeller. Yaratıcıların ritüelleri vardır. Sizin ritüelleriniz nelerdir?

DEVRİM ERBİL: Bu soruya yüzde elli cevap vereyim. Bir defa benim yaşam biçimim gereği baştan söylediğim gibi birçok şapkayı başımda taşımak gibi özelliğim olduğu için, yaşamım böyle sıçramalarla geçiyor. Bugün sizle konuşuyorum, yarın bir film çekiliyor. Onun için ben fırsat bulduğum anda tuvalimin başına geçip orada gece bire kadar çalışırım. Sizle konuşmam bittikten sonra konferansa gitmeden önce arada bir yarım saat bulursam hemen başına geçiyorum. Her an çalışıyorum diyeyim. Ben bütün hayatımı, seyahatimi, zamanımı hepsini sanatım için biçimliyorum. Hatta bu durum kız arkadaşımla aramda bir takım sorunlar çıkarıyor. Şunu yapalım bunu yapalım. Evet ama bu benim sanatım için yararlı olacaksa. Örneğin Kütahya’ya gidiyorum. Kütahya çinilerini görmek için. Hemen bir bağlantı kuruyorum. Seyahatlerim görüşmelerim bile daima sanatım için ve beni yenileştirecek, beni tazelendirecek bana yeni bir heyecan verecek noktaları bulmak için ama atölye mutlaka var. Ben her yerde de resim yaptım, yaparım ama atölyem daha rahat. Malzemem nerede biliyorum ve zaman kazanmak için atölyem önemlidir.

 

2.SÜREÇ: GÖZLEM YAPARAK GÖRSEL ZEKAYI GELİŞTİRMEK

ALPER ALMELEK: O zaman her fırsatta diyelim… Ruhumuzu hazırladıktan sonra gözlem yapmaya başlıyoruz. Gözlem yapmak da yaratıcılığın önemli bir parçası. Sizce bir yaratıcı gözlem becerisini nasıl geliştirir? Siz nasıl geliştiriyorsunuz?

DEVRİM ERBİL: Ben eskiden yaptıklarımı söyleyeceğim. Bir defa yeni gözlem birdenbire bir aşk gibidir. Bir müzede gördüğünüz bir eser, o müzeyi görmek, yeni bir kenti tanımak, yeni bir insan görmek ona yaratıcı olma yolunda bir takım heyecanlar verir. Gözlem her an oluyor. Ben sizle konuşurken bile birdenbire gözüm takılıp bir resme gidiyor. O resim için nerelere bakmalıyım, benim istediğim boyutta nasıl ilerleyebilir diye düşünüyorum.

ALPER ALMELEK: Not alır mısınız peki o an ?

DEVRİM ERBİL: Tabi tabi alırım. Ben defterlerimi geçen sefer gösterdim değil mi? O benim çalışma yöntemimi gösteren şeyler. Geçen hafta Bodrum’daydım İzmir sergisinden sonra. Kitaplarımın bir kısmını taşıyorum. Mimar Sinan ile ilgili bir kitap buldum. Ben onu Bodruma’a götürmüşüm. Geçen gün Mehmet Erguvan bana telefon etti bir opera koyacacak Mimar Sinan ile ilgili. Ve birden bire benim ikinci bakış dediğim hem Süleymaniye’yi hem planı koyuyorum hem görünüşüne bakıyorum. İki ayrı bakışla yapıyorum. Aklına onlar gelmiş dekor olarak onları kullanacak. Onları kullanacaksak Mehmet de bunları bana söylemişse bunu kendime verilmiş bir görev olarak alıyorum. Ve Bodrum’da ki atölyeden Sinan kitabını alıp belki orada kaldığım iki günün yarısını o kitaba bakmakla geçirdim. Yeniden Sinan’ı hissettim orada. Çünkü bu birikim, gözlem bu. O konuyla ilişkin her konuyu gözden geçireceksiniz. Şimdiye kadar göremediğim bir şey olabilir mi? Sinan’ın sanatı hakkında benim kendi resmim hakkında, dekor olursa ne olur, resim olursa ne olur bunları düşünmeye başladığınızda zaten o gözlem gücü çalışıyor. Yeni bir yaratıcının basamaklarını çıkmaya başlıyorsunuz.

 

3.SÜREÇ: HAYAL KURMAK

ALPER ALMELEK: Peki buradan da hayale geçiyoruz. Yaratıcının hayal gücünü geliştirmesi gerekiyor. Nasıl geliştirmeli ya da siz ne yapıyorsunuz?

DEVRİM ERBİL: Gözlem yöntemlerini zenginleştirmek gerekli. Kimisi kitaba bakarak gözlem yapar, kimisi yerinde gider.

ALPER ALMELEK: Çok okumak hayal gücünü geliştirir diyorsunuz.

DEVRİM EBİL: Evet. Diğer sanatlarla bağlantı kurmak da geliştirir. Ya da bir yerde de illa ki bir şey yaparak değil, bir boşlukta, bir deniz kenarında, bir ormanda, bir ıslık çalarak yürümek gerekir.

ALPER ALMELEK: Bazen boş bir an yakalamak gerektiğini düşünüyorsunuz. Yavaşlamak diyebilir miyiz buna?

DEVRİM ERBİL: Evet boş an yakalamak gerekir. Ona yavaşlamak değil de boş ve dolu anlarının olması diyelim. Sürekli çalışıyorsunuz, okuyorsunuz, düşünüyorsunuz. Ama hayal kurduğunuz zaman büyük güzel mavi beyaz bir bulutun içinde boşluk içindesiniz. O boş zamana aylak zaman denmez. Yaratıcılık için yeni bir güçlenmenin size sağladığı bir özgürlük alanıdır. Ve orada başlayacaktır. Mesela burada Nietzsche’nin bir modelini anlatmak gerekir; ben öğrencilerime de hep anlatırım. 3 evreden bahseder Nietzsche. Önce bir Deve Dönemi: Her şeyi zamanla kullanmak üzere alırız. İkincisi, Arslan Dönemi: Bir özgüven olur sanatçılarda. Özgüven olmazsa olmayacaktır çünkü. O da birikimden gelir. Üçüncü de: Çocuk dönemi. Her şeyi unutup yepyeni bir dünya kuruyorsunuz.

 

İLHAM PERİSİ NASIL GELİYOR? O ANDA NE HİSSEDİYORSUNUZ?

ALPER ALMELEK: Ruhunuzu arındırdınız, gözlem yaptınız, hayal kurdunuz. Ve birdenbire kapıya vuruluyortak tak tak karşınızda İlham Perisi. O geldiğinde ne hissediyorsunuz?

DEVRİM ERBİL: Ben İlham Perisi ile her zaman kol kolayım. Yani onun kapıyı açıp gelmesine gerek yok ben her zaman onunla yaşıyorum. (Gülüşmeler) Ona sadık olmaya çalışıyorum.

ALPER ALMELEK: Bir heyecan duyuyor musunuz peki? Nasıl tarif edersiniz onu?

DEVRİM ERBİL: Hemen kalkıp tuvalin başına geçerim. Kesinlikle çok değerli bir duygu.

 

YARATICILIKTA HİÇ BAŞARISIZ OLDUNUZ MU? BUNUNLA NASIL BAŞ ETTİNİZ?

ALPER ALMELEK: Yaratıcı bazen başarısızlıklar da boğuşmak zorunda kalır. Nasıl baş edilmesi gerekir?

DEVRİM ERBİL: Gerçek bir sanatçıysanız gayet tabii her şeyinizin başarılı olacağını düşünmek mantıksız. Çünkü bir yenilik her zaman doğruyu ya da size açılacak bir kapıyı göstermez. Boşluğa atılmış bir imza gibidir. Eğer onu göze almazsanız yenilik yapamazsınız. Ben bunu inanarak yapıyorum ama böyle çok kaybolup gitmiş eserler olacağını tahmin ediyorum. Anlaşılmayan yenilikler olacağını tahmin ediyorum. Eğer o başarısızlıktan sonuç çıkarıp yaratıcı olmaya doğru gidebilecek mantık gücüne sahipse ona itici güç olur. Ama değilse onun altında ezilir. Birçok insana böyle olmuştur. Küser. Eğer o başarısızlık onun üzerine yıkılmışsa, dünyaya küsüyorsa bir şey yapamazsınız. Bir gün benim kızım geldi. Öğretim üyesi, ressam kendisi. Baba ben artık resmi bırakıyorum dedi 55 yaşlarında. Bu zamana kadar resim yaptım da ne oldu dedi. Ben de kızım sen resim yaptığında ne olsun bekliyordun? Sen kendine inanıp bu işi yapmayı seviyorsan devam edersin dedim. Sonra kendini toparladı devam etti. Küskünlükler her zaman olabilir. Her zaman başarı yoktur. Her yaptığın işe insanlar bayılmaz. Ya da bir kısım beğenir bir kısım beğenmez. Ya da herkesin beğeneceği bir resim yapman münkün değildir. Bütün dünyada bu böyledir. Siz Raffaeollo’yu seversiniz öbürü başka birini. Aynı dönemin sanatçısı olsa bile gider bir başka sanatçıyı daha yakın bulur kendine. Bugün de öyle… Bugün eski akımların şemsiyesi altındaki düşünceleri beğenip beğenmemenin ötesinde her sanatçı ayrı bir dünya yaratıyor. 20. yüzyılın yarısından itibaren artık kişilikler öne çıkıyor akımlar değil. Bu nedenle bir resim yaptığınız zaman herkes beğensin istiyorsanız yanılırsınız. O yüzden başarısızlık nedir? Siz bütün bu çabalarınıza karşı hiç de beğenilmiyor da olabilirsiniz.  Ama sanatçının gücü oradadır. Yaptığına ve kendine inanıyorsa sonuna kadar bunu yapacaktır.

 

TEKNOLOJİNİN YARATICILIĞA ETKİSİ NASILDIR?

ALPER ALMELEK: Gelelim teknolojiye. Yaptığınız çalışmalara baktığım zaman burada ki halılara vesaire teknolojinin ürünü. Teknoloji size çok yararlı diyebiliriz öyle değil mi?

DEVRİM ERBİL. Tabii. Şöyle ben teknolojiyi iki boyuta ayırıyorum. Birincisi bazı geleneğin öylesine ürünleri var ki o günün teknolojisi ile bağlantılı. Mesela halı bugün yok olmak üzere, can çekişiyor. Ne yapabiliriz? Halı hem insanların kullandığı bir şey ya da duvarda seyrettikleri bir şey. Türklerin insanlığa armağan ettiği bir teknik olan Orta Asya’dan bir teknik olan Anadolu’da çok güzel meyvelerini vermiş olan halının yok olması bana ızdırap veriyor. Ve baba tarafımın Uşak olması, Uşak’ın bir halı merkezi olması, Anadolunun her özelliğine bir sanatçı olarak bakıp hayranlık duyuyorum. Bu sefer ne yapıyorum? Teknolojinin olanaklarıyla bir de geleneğin olanaklarıyla bunu canlandırmaya çalışıyorum. Sanat eseri halı konusunda hem de el halılarının Türkiye’de en iyi dokuyanları Özbekistan’da İran’da dokuyanları ile birlikte bu ülkelerde de kendi işlerimi halıya döndürüyorum. Hem Türkiye’de atölye kuruyorum kontrol edebileceğim. Orada öğreterek orada sonuç almaya çalışıyorum. Ya da Türkiye’nin değişik kentlerinde, hala devam eden bölgelerimizde döşeme altını yapanlar Antalya’da ondan sonra Kayseri’de, Simav’da, Emek’de oradaki atölyelere dokutuyorum. Ondan sonra halı atölyeleri ile bağlantı kurarım Penelope ile bunu yapıyorum başkasıyla başka bir şey ve değişen bir şey. Ve adım adım bunu bütün dünyadaki halı tüketicileriyle buluşturmak, Halı İhracatçıları Birliği’ne temas etmek, fuarlara götürmek, resmimle halıyı yan yana koyarak dünyada dolaştırmak gibi yeni projelerde alıyorum. Bu yüzden hem geleneğin tekniklerini sanat yoluyla yaşatıp hem de çok yeni teknikler ile videoartlar yapıyorum VR tekniğini kullanıp insanların içinde daha çok kavrayacak şeyler yapıyorum.Teknoloji bize bu olanakları getiriyor. Yani hem teknikleri hem de teknolojiyi kullanıyorum. Mesela sedef kakma tekniği var. Ben onu kakma tekniği değil de rölyöf olarak alıyorum ve sedefi kullanıyorum. Şimdi dünyada hiçbir sanatçının kalkıp da bir sedefe bunu yaptırttığını zannetmiyorum. Sedef kakma ben de yapmıyorum zaten ama o sedefin parıltısını kendi resmim için kullanıyorum. Mesela bu halının deseniyle bu sedeflerin deseni hemen hemen aynı kökten çıkmadır ya da bu vitraller. Ama benim desenimin değişik pleksiglasla onu teknolojinin imkanları ile deseni oraya götürmek oradan şeyler almak halı tekniğine uygulamak ya da sedefle yapmak ya da vitralde. Ben bunları çeşitlendiriyorum renklendiriyorum. Temel amacım sanatı yaşam içine sokmak.

 

GENÇLERE YARATICILIKLARINI GELİŞTİRMELERİ İÇİN NE ÖNERİRSİNİZ?

ALPER ALMELEK: Genç bir yaratıcının yaratıcılığını geliştirmesi için neler önerirsiniz?

DEVRİM ERBİL: Ben sanatının bütün sanat dallarıyla edebiyatla şiirle iç içe olmasını, insan zekasının ve duyarlılığının değişik teknikler, değişik dallar içinde nasıl meyveler verdiğini bu aşılamanın ne gibi sonuçlar verdiğini görmesini ve bundan yararlanmasını öneririm.

 

SİZİ ETKİLEYEN YARATICILAR, YARATCILIK İŞLERİNDEN ÖRNEKLER VEREBİLİR MİSİNİZ?

ALPER ALMELEK: Sizin etkilendiğiniz sanatçılar, yaratıcılar, akımlar kimlerdir?

DEVRİM ERBİL: Benim beğendiğim yeni en ilginç bir türlü yaptıklarına alışamadığım bütün dünyanın sanatçıları ve de geleneğini on bin yıldır ya da otuz bin yıldır ortaya koyduğu herkes benim ilgimi çekiyor. Her yaratıcılığa büyük bir saygım var. Kalkıp gidiyorum Anadolu’yu köşe köşe dolaşıyorum. Avrupa’yı Uzak Doğu’yu her yeri geziyorum ve orada yaratıcıların ürünlerinden kendim için yeni bir pay çıkarıyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Load More Related Articles
Load More By seda melek bayramogllu
Load More In Türk Yaratıcılardan Esinler

Yanıtla

Your email address will not be published.Gerekli alanlar işaretlenmiştir. *

Check Also

Uğur Erbaş, Animatör & Grafik Tasarımcı

      KONU BAŞLIKLARI: YARATICILIK BİR ESERİN ...

FORMÜLÜM


Alper Almelek 1971’de dünyanın en güzel şehri olarak nitelediği İstanbul’da doğmuştur. University of Southern Maine ve Sonoma State University’de Siyasal Bilimler ve Müzik eğitimi (Opera Şarkıcılığı ve Piyano) görmüştür. 1995’te yurda dönüşü ertesinde 11 yıl boyunca aile işinde çalıştıktan sonra Siegwerk Corporation’ın Türkiye Genel Müdürü...
DEVAMINI OKU

TESTLER

KİTAP İNDEKSİ

INSTAGRAM KÖŞESİ

Instagram has returned invalid data.

İŞ’TE KAHKAHA