Uğur Erbaş, Animatör & Grafik Tasarımcı

 

 

 

KONU BAŞLIKLARI:

YARATICILIK

BİR ESERİN YARATICILIĞININ ANLAŞILMASI

AİLENİN YARATICILIKTAKİ ROLÜ VE KATKISI

USTA-ÇIRAK İLİŞKİSİNİN YARATICILIKTAKİ ÖNEMİ            

YARATICI BİR KİŞİNİN PROFİL ÖZELLİKLERİ

YARATICILIKTA RİTÜELLER

YARATICILIĞIN HAZIRLIK SÜREÇLERİ

1.SÜREÇ: RUHUN HAZIRLANMASI

2.SÜREÇ: GÖZLEM YAPARAK GÖRSEL ZEKAYI GELİŞTİRMEK

3.SÜREÇ: HAYAL KURMAK

İLHAM PERİSİNİN GELİŞİ

YARATICILIKTA BAŞARISIZLIK 

TEKNOLOJİ YARATICILIĞINIZA NASIL ETKİ EDİYOR?

GENÇLERE YARATICILIKLARINI GELİŞTİRMELERİ İÇİN ÖNERİLER

 

YARATICILIK

ALPER ALMELEK: Size göre yaratıcılık nedir?

UĞUR ERBAŞ: Tabii ben de bu konuyla ilgili çok fazla bir şeyler okuyup baktığım için genelde aklımda kalan cümleyi söyleyeceğim. Faydalı olan yenilik diye bir cümle görmüştüm. Bir şey üretiyorsunuz onun hem yeni olması hem de bir işe yaraması gerekir gibi bir tabir görmüştüm. Bu beni çok etkiledi. Bu cümlenin üzerine çok düşündüm. Genelde o yoldan ilerliyorum yaptığım şey yeni mi ya da ne kadar yeni? Çok yeni olmasını da beklemem aslında çünkü bazı şeyleri tekrar etmek zorundayız ama faydalı olup olmadığına daha çok bakıyorum. Bu ne işe yarayacak, bunu niye yapıyorum? Bunu sadece kendim için mi yapıyorum, başka şeylere mi yarıyor bu iki durumu genelde göz önünde bulundurup onun için yaratıcılık faydası olan yenilik diyebilirim.

 

BİR ESERİN YARATICILIĞININ ANLAŞILMASI

ALPER ALMELEK: Yaratıcı bir esere baktığınız zaman onun yaratıcı olduğunu neye göre anlıyorsunuz? Nasıl değerlendiriyorsunuz? Deminki soruyla aslında yakın sorular ama burada şöyle bir şey var, sizi yaratıcı gördüğünüz bir eserde ne heyecanlandırıyor ki nasıl bir hisse kapılıyorsunuz ki ona yaratıcı diyorsunuz?

UĞUR ERBAŞ: Tabii detayda birçok şey var. Bana tanıdık gelmesi olabilir, benzer bir his uyandırması olabilir, ama genelde bütüne baktığımızda insanda birçok şey anlatabiliriz tek bir nokta var ki insanların bunu yenir yutulur halde kabul etmesinin bütünlük. Eser neyse müzikse, edebiyatsa, tiyatroysa o bütünlüğü görmediği zaman insan onu yaratıcı bulmuyor aslında. Sadece tutarlı bir bütünlük istiyor aslında eserde.

 

AİLENİN YARATICILIKTAKİ ROLÜ VE KATKISI

ALPER ALMELEK: Siz büyürken ailenizin sizin yaratıcılığınıza olan ilginize bakış açısı nasıldı? Size destek mi oldular, köstek mi oldular?

UĞUR ERBAŞ: Bazen iki durumda olabiliyor ve ikisi de olumlu sonuca dönüşebiliyor. Köstek de olsa size rağmen yapacağım oluyor. Benim tecrübem, bir şey karalamaya başladığım andan itibaren teşvik gördüm.

ALPER ALMELEK: Küçük yaşta mı oldu?

UĞUR ERBAŞ: Çok küçük yaşta oldu. Hatta küçük bir hikaye var hatta yanlışlık bile diyebiliriz buna bir çocuğun motivasyonuyla ilgili. Hatırladığım en eski anılardan biridir. Bir kartonun üzerine bir yüz çizilmişti. Ben de saf bir çocuk olarak daha yeni yeni konuşuyorum belki de ama hatırlıyorum olayı. Anneme sordum ‘’Bunu kim çizdi?’’ dedim.  ‘’Sen çizdin ya oğlum’’ dedi. Hayran kaldım ben ne kadar güzel diye tekrar devam ettim kartonun üstünü çizmeye falan. Yıllar sonra öğrendim ki annem kendi çizmiş aslında. Çocuğu geçiştirmek için sen çizdin ya oğlum diye beni göndermiş. O ben de şey etkisi yarattı, demek ki bunu ben yapmışım. İnsanı inandırırsanız aslan olduğuna kendini ormanın kralı zannedebilir. Motivasyonun etkisi bu, istemeden de yapılmış olsa. Sonrasında da elime ne zaman bir şey alıp çizsem teşvik edildim. Sessiz bir çocuktum. Genelde 80’lerde büyüyen çocuklar için şey denir ne kadar akıllı çocuk hiçbir şey söylemiyor. Belki de çok söyleyecek bir şeyi yoktur çocuğun bilmiyorum ama genelde bize öyle derlerdi. Bir kağıdı kalemi alıp oturup kimseye laf etmeyip koltukların tepesine çıkmadığım için akıllı çocuk oldum ve teşvik edildim aslında yaptığım işle ilgili. Kendi içime kapanmak biraz da faydalı gelmiş olabilir.

 

USTA-ÇIRAK İLİŞKİSİNİN YARATICILIKTAKİ ÖNEMİ            

ALPER ALMELEK: Usta çırak ilişkisine inanıyor musunuz, bunun önemli olduğuna inanıyor musunuz? Sizin bir ustanız oldu mu, olduysa kimlerdi onlar? Nasıl bir iletişimle, etkileşimle size fayda sağladılar?

UĞUR ERBAŞ: O kadar çok ustam oldu ki hayran olduğum ya da beraber yanında çalışırken gördüğüm insanlar oldu. 13 yaşlarımdaydım bir mizah dergisinde çizmek için kendimi paralıyordum. Bir süre sonra bana küçük bir köşe verdiler orada çiziyorum. Ve çalışan gibi her gün dergiye gidiyordum. Masada oturuyorum koca koca abiler çiziyorlar falan. Ben de 13 yaşındayım tabii genelde ayak işleri yaptırılıyor hadi şunu da ver, hadi simit alınacak gibi. Ama oradaki tanıdığım bütün çizerler benim için ustaydı. Gerçekten çizimleri de muhteşem insanlardı, zihinleri de muhteşem insanlardı. O insanlardan çok şey öğrendim çalışma disiplinini öğrendim, nasıl çalışılması gerektiğini o titizliği öğrendim. Onlar olmasaydı başka şekilde öğrenir miydim olabilirdi. Usta – çırak ilişkisi olmazsa olmaz diyemem ama çok büyük bir faydası olduğunu da düşünüyorum.

ALPER ALMELEK: Mesela bir tanesinin ismini söyleyebilir misiniz?

UĞUR ERBAŞ: Erhan Baş mesela. Şu an kendisi İzmir’de yaşıyor felsefe öğretmeni aynı zamanda çizerliğe de devam ediyor. O benim aklımda kalan ustalarımdan biridir.

ALPER ALMELEK: Daha sonra üniversitedeyken oldu mu? Çünkü siz Güzel Sanatlar mezunusunuz.

UĞUR ERBAŞ: Orada hocalarımız zaten. O kadar dolu insanlardı ki zaten onlardan bir şey almamanız mümkün değildi. Ayrıca benim çok fazla inandığım şeylerden biri de, hocalarımız bizi her zaman hazır vaziyette bekliyorlardı ama bir okul okumanın en iyi tarafı ya da amacı belki de sizinle aynı kafada olan, sizinle aşağı yukarı benzer yollardan gelmiş olan aynı şeylere ilgi duyan insanların yan yana olması müthiş bir şey bu gerçekten müthişti. Çünkü ben sınıfımda da rekabet hatırlamıyorum. Biri bir şey öğrendiği zaman, ki bilgisayar da yeniydi yeni yeni öğreniyorduk biz. Mürekkeplerden boyalardan bilgisayara aynı dönemlerde geçmiş insanlarız. Sürekli bir yenilik yağmaya başladı teknoloji yağmaya başladı. Onu arkadaşlarımızla birbirimize yardımcı olarak atlattık bilgisayar öğrenmeyi. En değerli şey okulda aynı jenerasyona ait insanların bir arada olması bence.

 

YARATICILIĞIN HAZIRLIK SÜREÇLERİ

1.SÜREÇ: RUHUN HAZIRLANMASI

ALPER ALMELEK: Yaratıcılığı derste anlatırken 3 hazırlık sürecinden bahsediyorum. Bunlar literatürden öğrendiğim ve inandığım şeyler. Birbirine geçmiş olan 3 süreç var. Bazen arka arkaya bazen iç içe geçmiş olabilir. Bunlardan ilki ruhu hazırlamak. Bununla ilgili birtakım egzersizler yaptırıyorum öğrencilere.  Örneğin İstanbul’da gidin bir köşe bulun bu evdeki çok sevdiğiniz koltukta olabilir ya da Belgrad’a gidin, ya da sizin için keşmekeş daha keyiflidir Nişantaşı’na gidin. Nereye isterseniz gidin ama sizi mutlu eden bir yere gidin. Oradayken telefonu kapatın ve bir saat durun sonra da ya şiir olarak, ya film çekin ya beste yapın ya kompozisyon hikaye yazın siz seçin hangi formda isterseniz olsun bana yollayın yansımalarınızı. Aktaracak hale getirin. Sizin ruhunuzu hazırladığınız yerler neresidir?

UĞUR ERBAŞ: Kalabalık içinde çok düşündüğümü hatırlıyorum. Genelde bir yerde bir şey içerken etrafımda hem müzik hem insanlar hem kalabalıkken  bir kitap alıp ya da sadece bir defter açıp düşünüp oraya yoğunlaşabilmem çok daha verimli oluyor. Niye bilmiyorum. Sessizliğe sükunete ihtiyacımdan çok o kalabalığa ihtiyacım var. Ki yıllarca böyle çalıştım. Birçok şeyin senaryosunu, grafik romanların senaryosunu yazarken de o kalabalıkların içinde yazdım. Ya bir yerde çay içiyorum ya duman tüttürüyordum ya alkol alıyordum ama bir şekilde o çevremde durmak bilmeyen hem müzik hem kalabalık hem kahkahalar hem yan masanın gürültüsü, garsonların birbirleriyle konuşması vızır vızır bir kalabalık içindeyken o defteri o sayfayı açıp rahatlıkla çalışabildim. Niye böyle bilmiyorum. Belki şeyle ilgisi vardır. Birkaç kez denedim. Çok sessizlikte oturup insan kitap okumaya başlayınca insan kapanmaya başlıyor, uykusu geliyor dikkatim dağılıyor. Sonra bunu aşmak için kalabalıkta okumaya başladım. Baktım ki hiç uykum gelmiyor pırıl pırıl zihnim açık benim müthiş. Bütün detaylarıyla bütün planı görebiliyorum. Önce orada okumaya başladım o mekanlar içinde. Sonra da üretmeye başladım.

 

2.SÜREÇ: GÖZLEM YAPARAK GÖRSEL ZEKAYI GELİŞTİRMEK

ALPER ALMELEK: İkinci hazırlık süreci gözlem yapmak. Yaratıcıların gözlem becerileri vardır. Beceri diyorum çünkü kas gibi geliştirilen bir şey. Siz gözlem egzersizlerinizi nasıl yapıyorsunuz? Ya da bir çizere/tasarımcı adayına gözlemini geliştirmesi için neler önerirsiniz?

UĞUR ERBAŞ: Bunun için bir odak gerekiyor. Her şeyi göreyim demenin bir imkanı yok. Atıyorum aklınızda 1950’li yılların Ankara’sı var. Kafanızda o olduğu andan itibaren bütün algınız onunla ilgili çalışmaya başlar. Bu merakla ilgilidir. Ama kafanızla 1950’lilerin Ankara’sı varken başka bir şeyi örneğin Newyork’u düşünmemeniz gerekir. Asıl işiniz o olduğu için aklınızı dağıtmamanız gerekir. Baktığınız her arabada, eski bir binada Anakra’da gezerken aa evet bu o yıllara aitmiş, pencere yapısı böyleymiş, bacaları şöyle kullanmışlar, merdivenleri böyleymiş. Eski bir araba gördüğünüzde acaba o yıllara mı ait yoksa sonra mı yapıldı onun merakı. Bir süre sonra zaten önce odağı belirledikten sonra gözünüz ister istemez onları seçiyor. Hatta insan şeye şaşırmaya başlıyor ne kadar büyük tesadüf karşıma bunlar çıktı diye. Hayır aslında onlar oradaydı. Sadece bizim odağımız karşımıza çıkan şeyleri fark etmemizi sağlıyor. Onun için odağı oluşturduktan sonra hiçbir sorun kalacağını sanmıyorum.

 

3.SÜREÇ: HAYAL KURMAK

ALPER ALMELEK: Üçüncü aşama da hayal kurmak. Kendi sanatınızda hayal gücünüzü nasıl yönlendiriyorsunuz? Veya bir çizer adayına, tasarımcı adayına hayal gücünü geliştirmesi için neler önerirsiniz?

UĞUR ERBAŞ: Hepimiz bir şeyleri yaparken taklitle başladık aslında. Bir şeyi gördük, onu taklit ettik çok beğendik aynısını yapmaya çalıştık. Aynısını çizmeye çalıştık belki aynısından yazmaya çalıştık. Sonra yavaş yavaş kendi dilimizi edinmeye çalıştık ama önce taklitle başladı her şey. O kadar çok veri almak gerekiyor ki hayal gücünü beslemek için. Taklite oradan gelecektim. Bir filmi niye seviyorum bir romana neden hayran oldum  bir müzik neden beni bu kadar etkiledi aynı bir tamircinin radyoyu söküp içine bakması gibi bütün parçaları açıp ortaya döküp aa demek bu böyle çalışıyormuş demek hayal gücünü de artırıyor. Demek ki evet ben de bu sistem üzerinden bir şeyler kurabilirim diyip eserlere şey gözüyle bakmak, onlar da neyi etkilediğini anlayabilmek açısından öyle faydalanmak diyebiliriz.

ALPER ALMELEK: Yani siz diyorsunuz ki ne kadar çok veri toplarsak hayal gücünüz bundan beslenecek ve yaratmanızı sağlayacak diyorsunuz.

UĞUR ERBAŞ: Evet.

 

İLHAM PERİSİNİN GELİŞİ

ALPER ALMELEK: Bu üç süreci yaptığımızda birden kapı çalıyor ve karşınızda İlham Perisi. İlham Perisi geldiğinde ne hissediyorsunuz? O anki duygunuz ne?

UĞUR ERBAŞ: Aslında bir eseri bitirdiğinizdeki haz derler genelde. Ama ben genelde o hazzı Peri geldiğinde işte bu dediğimde alıyorum. Ama ondan sonrası acı ve gözyaşı oluyor. Bir şey üretmenin, eser üretmenin ya da uzun soluklu bir şey yapıyorsanız özellikle en güzel en heyecanlı tarafı o ilk kapı vuruşu.

ALPER ALMELEK: Orada bir heyecan hissediyorsunuz sanırım. Oradaki heyecanı hangi sıfatlarla tanımlardınız?

UĞUR ERBAŞ: Evet tabii. Çocukluğa dönmek olabilir, çocuk gibi sevinme. Her şeye gülmeye başlıyorum. Her şey bana çok canlı gelmeye başlıyor sürekli gülümsüyorum. Birkaç gün sürüyor sonra çalışmaya başlıyorum. Çok uzun soluklu bir şey değil o mutluluğu bütün ömrümüze yayamıyoruz. Ama onun için işte tekrar yapmak istiyoruz bir şey, o duyguyu tekrar alabilmek için.

 

YARATICILIKTA BAŞARISIZLIK 

ALPER ALMELEK: Bir de bunun tam tersi var. Bir şey yapıyorsunuz ve başarısız hissediyorsunuz. Böyle bir şey olduğunda bununla nasıl baş ediyorsunuz?

UĞUR ERBAŞ: Zaten bir şey üretmek için insanda kötüsünü yapma cesareti olması lazım. Ben zaten muhteşem bir şey yapacağım diye yola çıkmamak gerekiyor. Siz de zaten yazıyorsunuz çok iyi bilirsiniz taslaklar vardır. Önce çok kötüsünü yazarsınız onun da çok kötü olduğunu bilerek yazarsınız. Sonra dersiniz ki bunu biraz değiştireyim ikinci, üçüncü, yedinci, on yedinci taslağa kadar ilerler. Sonra yavaş yavaş oluşur. İlk taslağı yazmaktan korkarsak ya kötü olursa diye zaten olmaz. Sonundakinin de iyi olmama ihtimaline aslında çok takılmaz o kadar taslağı yapan biri derki bu da kötü olmuş olabilir demek ki bundan sonra yapacağım iyi olabilir. Yani bunlardan iyi olabilir ama o da bir sonraki yapacağımdan kötü olabilir. Bu böyle zincir halinde devam edecek. Birçok arkadaşım da var ‘ya kötü olursa’ diye hiçbir şey yapmadıklarını biliyorum. Önce bu cesareti edinmek lazım çok kötüsünü yapabilme cesareti, çok kötü bir şey yazmak, rezalet bir parça bestelemek ihtimalini göz önünde bulundurmak lazım. Buna da alışmak lazım bundan sonra daha da kolay. O kötü kötü kötü bir süre sonra iyileşmeye başlar.

 

TEKNOLOJİ YARATICILIĞINIZA NASIL ETKİ EDİYOR?

ALPER ALMELEK: Teknolojiyi nasıl kullanıyorsunuz? Teknoloji size destek oluyor mu, teknoloji sizin yaptığınız eserlere ne kadar etki ediyor?

UĞUR ERBAŞ: Neredeyse doğrudan etki ediyor. Şu anda yaptığım işleri elle ya da analog düzende yapmaya çalıştığımı hayal ettikçe çok zorlanıyorum. Ama şu da var teknoloji ne kadar elimin altında da olsa aradığım şey o analog dönemin tadı. Onu yakalamaya çalışıyorum. Mesela müzikle uğraşırken müzikler kaydediyorum, kayıtları düzenliyorum bilgisayar da müthiş bir kolaylık sağlıyor bana başka bir yerde yapamazdım. Teypte de kayıt yaptım ben çocukken bir şeyler çalıp kaydediyordum berbattı tabii ki. Şu anda gerçekten prodüksiyon kalitesinde kayıt yapıp onu düzenleyebiliyorum ama bütün çalgıların hepsi işte keman, gitar, trompet hepsi gerçek hiçbir elektronik ses duymak istemiyorum. Tamamen o analog sesleri toplayıp elektronik ortamda harmanlıyorum. Bir şey çizerken sanki elimle çizmişim gibi görünsün diye uğraşıyorum hani bilgisayarda çizilmemiş de sanki o dönemin havasını yansıtıyormuş gibi. Teknolojiyi sonuna kadar kullanıyorum. Ama hep bir yaptığım işlerde ortaya çıkan işlerde elektronik görünmemeyle ilgili bir takıntım var.

 

YARATICI BİR KİŞİNİN PROFİL ÖZELLİKLERİ

ALPER ALMELEK: Sizce yaratıcı olan bir kişinin profili nasıl olmalıdır? Hangi özelliklere sahip olmalıdır yaratıcı dediğimiz kişi?

UĞUR ERBAŞ: Çok değişkenlik gösterir. Tabii çok dışadönük karakterlerin fazla yaratıcı olduğunu görmedim. Genelde bir kapanma süreci, izolasyon süreci gerekiyor benim gördüğüm kadarıyla. Gördüğüm örnekler böyle olduğu için böyle söylüyorum. Tabii ki böyle olması gerekir değil ama en azından belli bir dönem sosyal ilişkilerden biraz azat olup kendi içine kapanıp artık kulesine mi çekilip zindanına mı inip nerdeyse, nerde kendini iyi hissediyorsa orada bir demlenme süreci geçirmesi gerekiyor gibi geliyor bana. Ama işte herkes için geçerli de olmayabilir.

ALPER ALMELEK: Başka ne özellikler olmasını beklersiniz?

UĞUR ERBAŞ: Tabii ki merak. Önüne geçilemez bir merak duygusu olması lazım.

 

GENÇLERE YARATICILIKLARINI GELİŞTİRMELERİ İÇİN ÖNERİLER

ALPER ALMELEK: Aslında bu soru ile beraber son kalan soruyu birleştirebiliriz. Yeni bir tasarımcı ya da çizer adayımız var çok meraklı ve istekli, bu sanatta ilerlemesi için ona ne tavsiye edersiniz?

UĞUR ERBAŞ: Az önce söylediğim şeyi ilk sıraya alabiliriz. Einstein söyler bunu, ben üstün yetenekli falan değildim sadece önüne geçilemez bir meraka sahibim. Çok meraklıymış önce bunun gelmesi lazım. Meraklı, sürekli bir şey aramak zorunda o gözler ki ancak böyle onu bir şeye dönüştürebilsin. Bir veri gelirse, fabrika için önce bir mal alınması lazım ki o bir şeye dönüştürsün hammadde lazım. O hammadde için de önüne geçilemez bir merak sahibi olmak gerekir. Birinci kural bu, zaten bir çok şeyi de ardından  o getiriyor. İşte örnekleri görmek, bakmak. Ve insanla ilgili şeyler yaptığınız için, bir terzi insan için üretim yapıyor, bardak yaparken insanın ağzına uygun olması gerekiyor örnekler çoğaltılabilir. Eğer bir sanat işi de yapılıyorsa onun da insan için olduğunu göz önüne alırsak insanı çok iyi tanımak gerekir. Psikoloji, sosyoloji, insanla ilgili ne varsa edebiyat bunların ucundan da olsa ilgilenmek lazım. Ben pek ilgilenmiyorum diyerek geçiştirmemek lazım çünkü eğer insana çalışıyorsak insanı biraz tanımamız lazım. Kendimizi biraz insanın yerine koyacaksak, karşı tarafa geçireceksek karşı tarafı anlayabilmemiz lazım. Bu da biraz da tanımaktan geçiyor, çok okumak, çok araştırmak, istemeden de olsa bazen açıp bakmak gerekiyor.

Load More Related Articles
Load More By seda melek bayramogllu
Load More In Türk Yaratıcılardan Esinler

Yanıtla

Your email address will not be published.Gerekli alanlar işaretlenmiştir. *

Check Also

Nedim Saban, Tiyatro Yönetmeni

  YARATICILIK NEDİR? BİR ESERİN YARATICI OLDUĞUNU NASIL ...

FORMÜLÜM


Alper Almelek 1971’de dünyanın en güzel şehri olarak nitelediği İstanbul’da doğmuştur. University of Southern Maine ve Sonoma State University’de Siyasal Bilimler ve Müzik eğitimi (Opera Şarkıcılığı ve Piyano) görmüştür. 1995’te yurda dönüşü ertesinde 11 yıl boyunca aile işinde çalıştıktan sonra Siegwerk Corporation’ın Türkiye Genel Müdürü...
DEVAMINI OKU

TESTLER

KİTAP İNDEKSİ

INSTAGRAM KÖŞESİ

Instagram has returned invalid data.

İŞ’TE KAHKAHA