Kubat, Yorumcu & Müzisyen

Kubat, Yorumcu & Müzisyen

 

 

KONU BAŞLIKLARI:

YARATICILIK

BİR ESERİN YARATICILIĞININ ANLAŞILMASI

AİLENİN YARATICILIKTAKİ ROLÜ VE KATKISI

USTA-ÇIRAK İLİŞKİSİNİN YARATICILIKTAKİ ÖNEMİ            

YARATICI BİR KİŞİNİN PROFİL ÖZELLİKLERİ

YARATICILIKTA RİTÜELLER

YARATICILIĞIN HAZIRLIK SÜREÇLERİ

1.SÜREÇ: RUHUN HAZIRLANMASI

2.SÜREÇ: GÖZLEM YAPARAK GÖRSEL ZEKAYI GELİŞTİRMEK

3.SÜREÇ: HAYAL KURMAK

İLHAM PERİSİNİN GELİŞİ

YARATICILIKTA BAŞARISIZLIK

TEKNOLOJİNİN YARATICILIĞA ETKİSİ 

GENÇLERE YARATICILIKLARINI GELİŞTİRMELERİ İÇİN ÖNERİLER

SİZİ ETKİLEYEN YARATICILAR, YARATICILIK İŞLERİNDEN ÖRNEKLER 

 

YARATICILIK

ALPER ALMELEK: Yaratıcılığı nasıl tanımlıyorsunuz?

KUBAT: Bugüne kadar hiç tanımlamadığım bir şey. Sıkıntı çektiğim bir şey. Çünkü beste yapıyorum, bazen çok şeye benzetiyorum, bazen de besteleri çöpe atıyorum. Yani bir şey yarattığınız zaman şahsına münhasır, yeni bir şey olmalı, benzeri olmamalı. O zaman bir şey yaratmış olursunuz. Tabiatta bile hepimizin parmak işaretleri ayrıdır, çok ilginç. Kaç milyar insan var ve Yaradan böyle yaratmış. Siz de bir ürün yaratırsınız. Maalesef ben yarattım diye ortaya çıkan çok insan var ama başarısız. Şahsına münhasır bir şey olursa bir şey yaratmış olursunuz. Ne kadar özel olursa ne kadar güzel olursa yaratıcıdır. Şaheser dediğimiz şeyler ne kadar değerli oluyor, kendine ne kadar benzer başka bir şeye benzemezse o kadar iyi oluyor.

ALPER ALMELEK: Bir beste yapmak bir de yorum yapmak var. O yorumlamayı yaratıcılıkta nasıl görüyorsun?

KUBAT: O da bir nevi yaratıcılık. Son Türküyüz albümü yaptım, bildiğimiz türküler. Ama bilinen şeyi yapmak aslında daha zor. Üstüne yorum yaratmam lazım. Mesela Kubat diye bir yorumcu var. Üstüne yirmi, yirmi beş yıldır olmuş, kendine şahsına münhasır yorumdan dolayı, çocukluğunda duyduğu ve etkilendiği babam olabilir, ozanlar olabilir, James Brown da var, Neşet Ertaş da var bunun içinde hepsinden etkilenip bunun içinde kilise korosu da var camii tınısı da var. Tam bir mozaik insanım aslında. Bunları kendimde iyi görüp hepsini harmanlayıp bir yorum çıkardım ortaya. Ve bana da farklı geliyordu gençken bu yorum. Yorumu match etmek türkülerde o zamanlarda kendi mesleğimle örtüştüreyim bu sorduğunuzu. Türk Halk Müziği aşığıyım. Genimde var. Benim genimde olan şeyi en iyi şekilde değerlendireceğimi düşündüm. Çünkü en mutlu olduğum alan icra ederken. Bu arada Belçika’da doğup büyüdüğüm için klasik gitar eğitimim var. Solfejli olduğum için kilise korosunda yer alırdım.

 

BİR ESERİN YARATICILIĞININ ANLAŞILMASI

 ALPER ALMELEK: Bir eserin yaratıcı olduğuna nasıl karar veriyorsun? Julian Barnes 21. Yüzyılda bir eleştirmen Gözünü Açık Tutmak isimli bir kitabı var. Kitapta bir yaratıcı esere baktığımızda birtakım soruları kendimize sorarız diyor; Eser bizim kalbimizi titretti mi, bizi düşüncelere sevk etti mi hayal etmemizi sağladı mı, heycanlandırdı mı bizi? Hatta biz o eserde bir hüner yetenek gördük mü? Yapan kişiye karşı hayranlık duyacak mıyız? Bunlara katılıyor musun ?

KUBAT: Kesinlikle çok doğru. Aynı şeyi söylemeye çalışmıştım çok dolandırdım. Üstat o kadar güzel tanımlamış ki. Özellikle sanat konusunda sanat eseri nedir vesaire gibi sorular çok var. O çok güzel bir tanım. Beni duygulandırıyorsa, gayri ihtiyari gözümden bir damla yaş geliyorsa. Mesela Türkiye çok zengin bu konuda. Bozlaklar diye bir şey var İç Anadolu’da bir müzik türü. Neşet Ertaşların da Hacı Taşanlar falan gaipten gelen bir şey bilinmiyor. İrdeledikçe Hindistan Anadolu Kültürü etkileşimi, yörükler falan acayip şeyler çıkıyor. Orada bazı çeyrek sesler var bizim müziğimizdeki. Hatta sazın da bile var. Bizim bildiğimiz normalde tam notalar, yarım notalar bir de çeyrekler var. Bu Bozlaklar’a bakınca çeyreği üçe bölmüşler. Öyle frekanslar var ki. O tuşlar var sazın üstünde. Bir Afrika’ya gittiğinizde de kendilerine has müzik skilleri var, makamları vesaire. Zenginlikten bahsediyorum. Biz aslında çok zenginiz. Genimizde kültürel anlamda baya bir derinlik var. Dolayısıyla şimdi bir Anadolu insanı tını duyduğunda bir damla yaş akıtabiliyor. Belki de teknik olarak aslında o notalara bastığından kaynaklanıyor olabilir. Üstüne de çok güzel sözler oturunca hakikaten bir şeyler hissettiriyorsa bu yaratılmış bir sanat eseri olabilir, mimari olabilir etkileniyoruz. Yemek olabilir. Geçen sene İtalya’da tesadüfi şekilde hayalimdeki lazanyayı tattım. Böyle bir tat vardı, ama onu yememiştim. Ve gözümden bir damla yaş geldi. Ağladım tutamadım kendimi. Çünkü ben o tadı biliyorum, kavuşmak için yıllardır bekledim.

 

YARATICI BİR KİŞİNİN PROFİL ÖZELLİKLERİ

ALPER ALMELEK: Sence yaratıcının profili nasıl olmalıdır? Mesela çalışkanlık gibi…

KUBAT: Kesinlikle çalışkan olmak lazım. Ben tembelim şahsen. Bazı üstatları biliyoruz. Eser yapmak için bir ay kapanmış, odadan çıkmamış o hayalindeki besteyi yapmak için. Hayalinde bir eser var ama olmuyor, çıkmıyor. Onu yapmak için bir ay odadan çıkmamış örneğin. Şimdi ben bunu yapmıyorum. O zaman üstat işin ilmini çözmüş. Tabiki yetenek şart, o başka bir şey. Ama bu yeteneği de kullanmak için zamana ihtiyaç var. Biraz sıkmamız lazım kendimizi. Ben bu kısmı yapmıyorum. Kendimi yıllardır yoruma verdiğim için evet çok dinliyorum. Belki bu mesaiyi çocukluğumda yaptım. Düğünlerde çıkıyordum, festivallerde herkes üç saat performans yaparken ben altı saat yapıyordum, o da başka bir şey. Her telden okuyordum, çok müzik dinliyordum. Mesela çocukluğumda keyboardlarla tanışmıştım. Zaten almadan önce broşürü ile yattım, kalktım. On iki yaşındaydım, aldıktan sonra bir hafta uyumamıştım. O aleti çözene kadar bir hafta uyumamıştım ona kavuştum diye. Çok özeldi benim için. Kendi müzik programlarımı yazmaya başlamıştım.

ALPER ALMELEK: O zaman buna kendini tamamen verme diyebiliriz. Buna büyük bir aşk diyebiliriz.

KUBAT: Evet. Ona kavuştum bir hafta uyumadım, birlikte yatıp kalktım. Sonra istediğim şeylere kavuştum. Ne eksikti? 9 – 8, 5 – 4. O zaman Belçikadayım. Yamaha PSR2000 diye bir modeldi hatta. Ona ritim programlıyordunuz o zaman. Çünkü orkestra kuracak insanlar yok kendi başına. Şartlar mesela piyanist şantörlüğe gitti. Ama kendimi tatmin ediyordum o yaşlarda. Hem düğün dernek hem de paramı kazanıyordum. Hem eve üç beş katkım oluyordu hem de müziğimi geliştiriyordum. Kreatif olmak zorunda kalıyordum. Aranjör gibi. Basını yazacaksın, ritmini alacaksın gibi. Şimdi stüdyoda yapılan işlere on iki yaşında başlamışım. Belki o zaman bir bascı, gitarcı olsa etrafta müzisyen arkadaşlar olsaydı.

ALPER ALMELEK: O zaman yaratıcılığın sınırlara da eksikliklere de ihtiyacı var diyebilir miyiz? Çünkü sen elinde  olmayan enstrümanları yaratmış oldun.

KUBAT: Kesinlikle var. Belki fazla ilgilenmeyeceğim alana girmek zorunda kaldım. Aslında bu müzikal anlamda kıymetli bir şey oldu.

 

AİLENİN YARATICILIKTAKİ ROLÜ VE KATKISI

ALPER ALMELEK: Ailenin senin çocukluğun sırasında müziğe geçme teşebbüslerinde desteği mi oldu? Köstek mi oldular?

KUBAT: Babam çok ilginç bir adamdı. Kendi bestesini yapan, saz çalan, muhteşem sesi olan ama ulu orta söyleyen bir adam değildi. Kendi kahvesi vardı Belçika’da. Bir de rol model adamdı. Herkes gece yattığında sazını alıp beste yapan bir adamdı. Sabaha kadar iki saat uykuyla duran bir insandı. Bir divan sazı vardı, yasaktı ona dokunmak. Beşinci doğumgünümde hediye ettiği curayı bir haftada çaldım ben. Hani biraz fazla verip de şımartmadı. Annem de müziği çok sever, babamı desteklerdi. Beş yaşında falan başlayınca ben müziğe, sekiz yaşımda bir anfi almak bir hoparlör almak tuzluydu, standart ailelerin alabileceği şeyler değil. Babam anfi, eko almıştı.

 

USTA-ÇIRAK İLİŞKİSİNİN YARATICILIKTAKİ ÖNEMİ  

ALPER ALMELEK: Usta çırak ilişkisine inanıyor musun? Senin bir ustan oldu mu? Baban ilk ustan gibi görünüyor ama belki daha sonra da ustaların oldu mu, kimlerdi? Bir çırağın ustaya ihtiyacı var mı?

KUBAT: Bence ustası olan daha şanslı. Benim ustam olmadı. Gıpta ile bakıp izlediğim ustalar oldu. Şöyle şanslıydım, babamın ozan olması, zaten gende biraz hazıra konmuşuz. Ama direk ustam olmadı, diyorum ya dokunmama bile izin vermiyordu beş yaşıma kadar. Beş yaşında cura hediye etti ‘Al ne yapıyorsan yap, kendi yolunu çiz’ dedi. Böyle bir ustam vardı, bence çok değerli bir usta. Hep arkamızı kollayan, manevi bir usta, teknik anlamda değil belki. Hakikaten şanslı tarlanın ürünleriyiz. Daha sonra da şöyle bir şansım oldu; babamın kafesinde dinlediğim plaklar vardı Türkiye’de adam mesela halk müziği aşığı olan, besteler yapan adam ama Barış Manço, Orhan Gencebay aklınıza kim geliyorsa o dönemin hepsinin plağı vardı. Hepsini de dinlerdi. Bütün tarzları dinlerdi, tarz ayırt etmezdi. Bence şansların en büyüğü bu. Çünkü şimdi yeni gençlere bazı şeyler söylüyorum, tarzınız ne olursa olsun diğer şeyleri de dinlemelerini söylüyorum. Bunun size çok faydası olacak diyorum. Sonrasında on yaşımda Mr. Muzign bu adam bana dördüncü sınıfta dedi ki senin sesin çok güzel. Kolejdeyiz, Avrupa’da iki tane okul var. Bir belediyelerin okulları bir de kolejler dediğimiz. Aslında o kolejler buranın imam hatipi gibi biraz. Seçmeli din dersi yok. Belediye okullarında seçmeli din dersi var. Dolayısıyla oradaki bütün azınlıklar, gurbetçiler belediye okullarına gönderiyor çocuklarını. Kolejlerde ise o zaman kız erkek ayrı okullardı. Benim ki erkek okuluydu. Orada seçmeli din dersi yoktu. Ben İncil’i çok iyi bilirim o yüzden. Bize de yakındı, kaliteliydi kolejler, daha disiplinliydi. Belediye okullarında ise gettolar, mahalleleşme okullara yansıyordu. İster istemez eğitimde düşüş oluyordu. Biz koleje gidiyorduk, üç dört Müslüman çocuğuyduk tüm okulda. Benim de Ali Dayımız vardı Belçika’da hafız. Ondan akşam Kuran-ı Kerim dersleri alıyorum, okulda İncil’i okuyorum. Baba da Alevilik var, deyişler falan. O da başka bir alan. Onlarla meşk ediyoruz, muhabbet ediyoruz. O bağlamanın, deyişlerin mistik boyutu, manevi boyutu patlama alanı. Bozlaklar başka bir şey. Deyişler ilahi kısmı biraz daha. Biz pazarları ayine katılmıyoruz, kilisede olurdu. Ondan sonra 4. Sınıfta Mr. Muzign’in  babandan izin alıp gelsene hem solistimizde yok dedi. 300 kişilik bir koro. Babamdan izin aldım sordum. Köylü bir insan. ‘’Baba böyle bir teklif var Mr. Muzign babandan izin alır mısın dedi, pazar günü kilisede beni solist olarak istiyor’’ dedim. ”Ne kadar güzel git bir Müslüman çocuğu olarak orada örnek ol, orası da Allah’ın evi sadece dinleri farklı oğlum bu çok güzel bir şey” dedi. Hatırlıyorum arkalardan gelip beni izliyordu çaktırmadan da çıkıyordu. Bundan büyük destek olabilir mi? Ben şimdi yorumuma hani yaratıcılık dedik ya oradaki atmosferi de katıyorum. 25-30’lara geldiğimde anladım, bir şey var orada. Klasik müziğin bir terbiyesi var. Bu arada Ali Dayı ile Kuranı Kerim’i iki defa hatim etmişiz. Bazı ortamlarda hem Vivaldi’den söylüyoruz, sonra bir deyiş yapıyoruz. Çok mozaik bir insanım. Ne kadar programlar yüklenmiş ben çocukken bana deyip mutlu oluyorum. Şimdi yeni bir şey öğrenmeye kalkıyorsun çok zorluyor yaş itibariyle.

 

YARATICILIĞIN HAZIRLIK SÜREÇLERİ

1.SÜREÇ: RUHUN HAZIRLANMASI

 ALPER ALMELEK: Derste Yaratıcılığı işlerken üç hazırlık sürecinden bahsediyorum. Tabi bunlar arka arkaya gelmek zorunda değil. İç içe de olabilir. Ama insanlar yaratıcı olmak için üç aşamadan geçiyorlar. Bunlardan bir tanesi ruhumuzu hazırlamak. İkincisi gözlem yapıyoruz ve üçüncüsü hayal kuruyoruz. Öğrencilerime egzersiz yaptırıyorum. Kendinizi huzurlu hissetiğiniz bir yere gidin ve kendi kendinize kalın düşünceler gelsin. Hatta küçük bir yansıma yazmalarını istiyorum. Kompozisyon yazmalarını istiyorum. Ben niye burayı seçtim ruhum huzura kavuşsun diye. Bunları tek tek size sormak istiyorum. Siz bu düşünceye katılıyor musunuz? Sizin kendinizi huzurlu hissettiğiniz, gittiğinizde mutlu hissettiğiniz bir yer var mı? Eviniz olabilir, atölyeniz olabilir, Belgrad Ormanı ya da Taksim olabilir ya da bir bank herhangi bir yer? Siz bu ruhu arındırmaya inanıyor musunuz, iyi olduğunu düşünüyor musunuz?

KUBAT: Hocam çok güzel bir şey bu ilk adım. Sahneye çıkan birisi için ise ben de şöyle oluyor; geçen Bursa Konseri var konserden iki üç gön önce bende bir baskı var, içim sıkılıyor. Evde çocuk var, bir şeyler oluyor ve yansıyor. Diyorum ki biraz yalnız kalayım sorun ne bilmiyorum. Sonra yalnız kalınca anlıyorum konser stresi. Zaten bu heyecan ve stres olmazsa biz emekli olalım, bu bizi diri tutuyor. Bu demek ki konserin yaklaşıyor sen sahneye çıkacaksın, kendini arındır. Çünkü orada bir yorumcu olarak yaptığım işle alakalı demek ki beni zaten baskısı dürtüyor.

ALPER ALMELEK: Senin böyle gittiğin yer var mı sık sık gittiğin?

KUBAT: Mesela çok değerli bir insanla oturmak ve bilgi edinmek kafamı hem çok boşaltıyor hem de feyiz alıyorum. Ekrem Hoca bunlardan bir tanesi. Geyik muhabbeti derler ya hani, o çok değerli. Orada bir usta çırak ilişkisinden bahsetmiyorum. Orada hocanın bir geyiği lazım bana. Hani onun geyiği o kadar farklı ki. Oradan çok besleniyorum. İnsan koleksiyonu yapıyorum ben. İnsan biriktirmeyi çok seviyorum. Çok değerli insanlardan çok şey öğreneyim. Oscar Wilde’in dediği gibi bugün uzakları görüyorsam kıymetli arkadaşların sırtına bindiğimdendir. Çok önemli yani. Benim çevremde en kötüsü ben olayım, onlardan bir şeyler öğreneyim. Bu beni çok heyecanlandırıyor. İnsanlar parayla ders alamıyorlar, sizin dostlarınızın dostluğu samimiyeti lazım.

 

YARATICILIKTA RİTÜELLER

ALPER ALMELEK: Ruhu arındırdıktan sonra ritüellere geliyoruz. Kendi sanatını en doğru şekilde icra etmen için bir mekan bir saat dilimi var mı? Belli mekanlarda ya da günün belli saatlerinde daha iyi ürettiğin oluyor mu?

KUBAT: Şöyle bir şeyim var; günü dörde bölüyorum. On beş yıldır böyle. Altı saat uyku, sekizde kalksam ortalama öğlen ikiye kadar mükemmel sabah kahvaltısı, bürokratik işlerin toparlanması için spor da dahil. İkiden akşam sekize kadar başka bir sayfası hayatın, belki çok çalışacağız vesaire. Ondan sonra akşam sekiz gece iki arası bana kalan zaman. Bu benim kendi başıma kalacağım zaman mümkünse. Bu dilimin içinde hobimi yapabileceğim, aklıma ne esiyorsa kendim olacağım bir dilim. Maalesef biraz programlı bir insanım ben. Yaratıcılıkta ne kadar faydalı bunu sınırlamak bilemiyorum. Belki yirmi dört saat ya da bir ay kendimi kitlesem şunu biliyorum; ben kendimdeki potansiyeli biliyorum bir şeyler çıkacak beste anlamında. Bugüne kadar beş altı tane bestem var albümlere koyuyorum. Albümlere koymadığım üç beş tane bestem daha var. Şikayetçiyim o konuda kendimde. Daha çok üretmeliyim. Ama son bir iki yıldır melodi patlayacak tutuyorum, onun için ortam hazırlamam lazım sizin de dediğiniz gibi. Bir türlü oraya gelemedim. İnanılmaz şikayetçiyim kendimden, sivilce ucu gibi geldi patlayacak pıt diyecek. Belki o zaman tamamen üretim dönemine geçeceğim.

 

2.SÜREÇ: GÖZLEM YAPARAK GÖRSEL ZEKAYI GELİŞTİRMEK

ALPER ALMELEK: Yaratıcılığın ikinci hazırlık süreci gözlem yapmak. Bir halk müziği yorumcusuna gözlemini artırmak için ne önerirsin?

KUBAT: Eğer sahne alıyorsa mutlaka ve mutlaka her tarzda dinlesin ve tarzına yansıtsın. Ben daha çok insanları gözlemliyorum. Seyirciyi gözlemliyorum. O konuda da biraz yetenekliyim. Çok dinamik bir konser vermek istiyorum. Bunun için de bütün duyguları yaşatmak istiyorum. Potansiyel var bende. Biraz Neşet Ertaş biraz James Brown dedim ya. Bizim oyun havalarımızda çok dinamik. Ben yıllardır gözlemleye gözlemleye olması gereken, bir genç olarak duymak istediğim müziği keşfettiğimi sanıyorum. Böyle bir şey yapmak istediğim yaratıcılık derseniz buna. 95-96’ta ilk albümüm çıktığında zaten anlaşılmak kadar değerli ve keyifli bir şey yok. Dünyada en önemli şey bu. Bazen siz inanıyorsunuz ama ortam yanlış oluyor göremiyorlar. Bazen de inandığınız eseri doğru ortama götürmeniz lazım. Her zaman neye göre yapmak lazım önemli bir şey. Belçika’da doğan bir Türk genci olarak, geninde türküler olan biri olarak belki de Türkiye’yi Belçika’dan daha iyi gözlemleyebildim.

ALPER ALMELEK: O zaman seyirciyi gözlemlemek ve birbirinden farklı tarzlar dinleyerek kendi müziğinin içerisine yedirmek diyebilir miyiz?

KUBAT: Evet. Eğer yaratıcılık yapmamız gerekiyorsa ve en değerli şey yaratıcılıksa yaratıcılık bugün bizi buraya getirdiyse ve bunun üzerine konuşuyorsak eğer bir fark yaratacaksak herkese önerimiz bu olmalı. Fark yarat. Ben olacaksam olma. Ya da ben kendimi tekrarlayacaksam da hoş bir şey değil. Ben gençken yirmili yaşlarda onu keşfetmiştim kendimce. Bizden önce de bir keşif vardı. Barış Mançolar, Cem Karacalar, Edip Akbayramlar bunlar Anadolu Folk, Anadolu Rock dediğimiz bir tarz vardı. Müziğin teknolojileşmesi bu kadar yaygın değildi. Ya da biraz punkla Bozloklar tanışmamıştı, ya da klasik müzikle de tanışmamıştı. Ben mesela Türkiye’ye geldiğimde hayalim senfoni ile türküleri birleştirmekti. 2002 yılında hayalimi gerçekleştirdim. Anadolu Güneşi diye bir proje yaptık. Yüz kişilik bir senfoni orkestrasında türkülerimizi söyledik. Ve biz onunla dünya turnesine çıkacaktık, malum Türkiye’de Kültür Bakanlığı destekli bir işti. Hükümet çöktü, ben babamı kaybettim. Aradan on beş yıl geçti. Bu benim final olarak yapacağım bir iştir belki de ileride.

 

3.SÜREÇ: HAYAL KURMAK

 ALPER ALMELEK: Üçüncü hazırlık süreci de hayal kurmak. Sen bir yaratıcı adayına hayal gücünü geliştirmesi için ne önerirsin? Sen neler yapıyorsun?

KUBAT: Ben en son ne yaptım… Hayal edip çok mutlu kaldığım bir şey. Hayaller etap etap olmalı. Çok uzaktaki bir şeyi hayal etmemeli. Gerçekçi hayaller olmalı. Dokunulur ve yakınında olması lazım. Yapılabilecek bir şey olsun, ona ulaş. Zaten uzaktaki bir öteki hayalinde daha yaklaşmış olur. Step by step gelebilirsin o hayaline. Bazen maalesef çok hayalci davranıyoruz. O zaman beklentiler çok yüksek oluyor. Bir şey beklemeden hayal et ve gerçekleştir önce. Kendini de bilmek lazım, potansiyeli de. Potansiyele göre hayal etmek lazım belki de. Ben en büyük hayalimi 2002 yılında o senfoni orkestrası ile gerçekleştirdim. Hayatımın en güzel konserlerinden biriydi. Çok erken kavuştum hayallerime. Peki bitti mi? Hayır devam etti, sorumluluk bindi üzerime. En fazla üç yılda bir senfonilerle bir araya geliyoruz. Geçenlerde beş yüz kişilik Bilfen Korosu ile filarmoni ve çocuk korosu ile birlikte yani mükemmel bir konser verdik. İşte türküleri çok doğru bir şekilde gençliğe teslim ettik. İnanılmazdı, herkes ayakta alkışladı. Bu kültürel bir iş aynı zamanda, kültürümüzü aktarmamız lazım. Sıradan bir konser olarak değerlendirmemek lazım. Gençlerin  zaman zaman fabrika ayarlarına dönmesi lazım. Ve döndüler çok mutlulardı.

ALPER ALMELEK: O zaman kısa vadeli planlar kurmak lazım diyorsun. Onlara ulaştıkça yenilerine ulaşmak daha çabuk olsun.

KUBAT: Evet öyle. Bir de şöyle, birkaç etapa bölmek lazım bizim işte. Mesela albüm yaptın. Albümde çok güzel bir deyiş var, albümün en mistik semahı diyelim. O çok elektronik sanki kalp atışı varmış gibi ritmik var. Bunun başında Zorlu PSM’de hayal ettiğim şekilde Cd’ye yansıdı çok güzel. Şimdi bunun konserini verirken hem albümün konserini vereceğiz hem de Kubat ile dünden bugüne neler yapmışız yirmi dört parçalık repertuvarımız var. Ama ilk hayal edip, hayallerimi zorlayıp neyle çıkmam lazım onu bulmalıyım. Aynı sizin senaryo yazdığınız gibi o müzikte ben ney duydum. Ney açılışı bir tane semazen olsun istedim. Sahne karanlık, bir ışık düşünüyorum. Hayallerimin çoğu gerçekleşti. O görselin o müzikle patlaması lazımdı.

ALPER ALMELEK: O zaman yarattığın eserle ilgili eleştirecek, inovatif de olabilecek, onu daha duygusal daha derin hale sokabilecek hayaller kurmak. Olanın üzerine de gitmek. Hem de olan şeyi daha da geliştirecek hayaller kurmak.

KUBAT: Kesinlikle. Sanki olan bir şey bitmiyor ve onun üzerine sürekli hayal kurup, büyütebiliyorsun. Ya da bir bütün olarak görmek lazım. Bir eser varsa onun müziği var görseli var dansı var. Bir kaç etaba bölmek lazım. Bizim işimizde de konser veriyorsan eğer konseri hayal etsinler. Farklılık yaratsınlar.

 

İLHAM PERİSİNİN GELİŞİ

 ALPER ALMELEK: Bu üç hazırlık sürecini yaptığımızda birdenbire kapı çalıyor. Kapıyı açıyorsun karşında İlham Perisi. İlham Perisi geldiğinde ne hissediyorsun?

KUBAT: O zaman bunu anında kaydetmemiz gerekiyor. Mutlaka bir kayıt cihazı olsun. Yoksa uçup gidiyor. Ben ne zaman oldu? En son üç dört yıl önce oldu. Çok sık gelen bir şey değil. Hatta bazen İlham Perisi yokluyor beni ne olur rahatsız etme şu anda diyorum, çok kötü davranıyorum ona. Bu konuda kendimle ilgili şikayetlerim var. Tabi bu arada hayatımızın içine minik prensesimiz girdi. Üç yaşına geliyor. Farklı bir alana girdik. Tabi ki müzik benim olmazsa olmazım. Ama ben bir insanım bu çok önemli.

ALPER ALMELEK: İlham Perisi demek aslında senin yalnızca sıfırdan bir şey yaratman değil. Senin verdiğin her konserde seninle birlikte aslında. Sahnede bir eseri yorumlarken de onun etrafında uçuştuğunu görüyorsun. Benim burada anlamaya çalıştığım aslında sana geldiği zaman ruh halinin ne olduğu.

KUBAT: Şu an mesela oturduğunuzda size son konserden bir görsel paylaştım. Bu bana iki üç ay gider dedim. Peri şu anda omzumda duruyor, çok güzel. Otuz beş yıldır sahnedeyim. Belki de dediğiniz şeyleri yapmasaydık gözlemleme vesaire körelseydik iyice, tembelleşseydik bugün o konser olmayacaktı. İşte buna çocuğumuz gibi bakmamız lazım. O yüzden İlham Perisi kondu bana yine bu aralar. Sırtımda beni destekliyor. Onun gücü bana ekstradan ne yapmam gerekiyor hissi veriyor, iyice şevk verdi. Endorfin salgılatıyor aynı zamanda.

ALPER ALMELEK: O zaman büyük bir heyecan veriyor ve devamını getirme hissettiriyor.

KUBAT: Evet. Sorumluluğu artırıyor. Devamlılık çok önemli. Hala emekli değilsin devam, daha da iyisini yaparsın diyor. Her sahneye çıktığımda ben hala çok heyecanlanıyorum. Bir gün o heyecan biterse ben bırak o işi derim.

 

TEKNOLOJİNİN YARATICILIĞA ETKİSİ

ALPER ALMELEK: Teknoloji sanatını icra etmende sana destek mi oluyor? Köstek mi oluyor?

KUBAT: Doğruyu söylemek gerekirse kolaylaştırdı. Evet üzülüyoruz nerede o makaralar, ampüllü amfiler nerede yok. Ama çok avantajı da var süre ve zaman konusunda. Çok hızlı, bütün sanat ve dünya cep telefonlarımıza girdi. O yüzden sanatta da genel bir düşüş var. Filmi telefondan izliyorsun, müziği burada dinliyorsun, hemen tüketiyorsun. Dolayısıyla iki senede bir oturup albüm yapma lüksün yok. Ben iki senede bir albüm çıkarıyor muyum? Altı ayım benim stüdyoda geçiyor. Daha öncede belki bir sene geçiyordu. Çok hızlandırdı. Ya da bir değişiklik isteyeceksen son anda hemen yapabiliyorsun, üstünde oynayabiliyorsun. Avantajları var. Daha çok çalışıyoruz. Dezavantaj olarak, eski ses kalitesini, sıcaklığı duyamıyorum. Elektronik müzik yapıyorsan sıkıntı yok. Ama özellikle bizim gibi akustik yapıyorsan hepsi şey olmuş. Ya da astarı yüzünden pahalıya çıkıyor. Öyle bir ortam hazırlayacaksın, bant kaydedeceksin falan filan. Müzik piyasasında zaten herkes şikayetçi albüm satmıyor. Çok zor ayakta kalmak. Çok lüks bir şey artık onu yapmak. İleride öyle bir lüksümüz olursa eğer, antik bir ürüne bakmak gibi bir şey. Belki keyfe binaen bir şeyler yapmak lazım. Bu bilinçteyim aslında. Böyle bir sorumluluğumuz var, bir şeyler kalsın. Ama ne kadar direneceğiz bilemiyorum.

 

GENÇLERE YARATICILIKLARINI GELİŞTİRMELERİ İÇİN ÖNERİLER

ALPER ALMELEK: Genç müzisyen adayına ne önerirsiniz?

KUBAT: Şöyle varsaysak olur mu? Bu kendini geliştirmiş biri olsun, yeteneği olan. Bana gelenler oluyor hocam ne yapayım diye bir kayıt ya da profesyonel. Diyorum ki neyi bekliyorsun? Yapmadan ölmek mi istiyorsun diyorum. Şimşek çakıyor. Ben Belçika’dan geldiğimde yirmi yaşındaydım. Yirmi bir yaşında istediğim hayalime ulaştım. Ama şöyle, üniversiteye gitmedim o benim içimde bir ukdedir. O ortamı bilmiyorum. Ama çocuk yaştan beri çalıştığım için, sahne aldığım için benim yolum biraz belliydi. Dolayısıyla aradığım şeyleri yaratıcılık ruhunu falan gözlemleyebildim erken yaşta. Bu bir şanstı bulunduğum ortamda zamanda. Bence geç kalmak en büyük ziyan bir işte. Belki bugün yapacağın iş çok iyi olacak. Belki de o yapacağın iş üç sene sonra olacaksa hiç olmayacak, anlaşılmayacak. Dolayısıyla ben zamanı çok çok iyi kullansınlar diyorum. Yani şöyle diyelim en kötü bir öğrenci on yedi on sekiz yaşlarında liseyi bitiriyor, üniversiteye geliyor ve yirmi iki yaşlarında diplomasını alıyor. Gelmiş otuz yaşına ve ben ne yapayım diyor. Ya yine yap ama bana sorma artık, ne zaman istiyorsan o zaman yap. Çok geç kalınmasın, ne istiyorsa denesin. Gerekirse bir yanılgıyı görsün bu da büyük bir tecrübe.

ALPER ALMELEK: Bu dediğin çok doğru. Ve her yaş için geçerli. Bir insan elli yaşında da olabilir. Ve diyebilir ki ben şimdi türkü okumak istiyorum diyebilir ve hemen başlasın.

KUBAT: Evet ötelemesin.

ALPER ALMELEK: Buna çok ilginç bir örnek söyleyeyim. Saramago elli yaşına kadar yalnızca gazetelerde editörlük yapmış. Evet yazım dünyasının içindeymiş ama kendi yazıları yokmuş. Ama elli yaşında ben yazı yazmaya karar verdim diyor. Elli yaşında yazmaya başlıyor yetmiş beş yaşında Nobel alıyor.

KUBAT: Bu da başka bir şey. Hiçbir zaman gecikmiş değilsin. Ama bir an önce başlaman lazım. Ne olur bırakma. Bir şey söyleyeceğim ya yirmi dokuz yaşında ölseydi? Yani biz bu ölümü yokmuş gibi farz ediyoruz. Ben buna çok karşıyım. Hayat o kadar kısa. O yüzden çok kıymetli ve değerli. Ölüm var üzücü bir şey. O yüzden çok neşeli olmamız lazım. Ölmeden önce birbirimizin kıymetini bilelim. Hayatı ne kadar güzelleştirirsek o kadar kar. Hesap ortada. Evet kendini bulsun bir an önce. Evet yanlış yapmasın ama yönlendireceğimiz şeyler oluyor. Ben veriyorum bazen bazı tüyoları. Mesela gerçekten yetenekliyse hemen diyorum ona. İşini doğru yap ama beklentiye de girme. Tabi ki beklentin olsun ama uzakta tutma bir yap. Sen değerlisin fikrini veriyorum ama en önemli altını çizdiğim şey bunu öteleme oluyor.

 

SİZİ ETKİLEYEN YARATICILAR, YARATCILIK İŞLERİNDEN ÖRNEKLER 

 ALPER ALMELEK: Beğendiğin akımlar, sevdiğin sanatçılar kimlerdir?

KUBAT: Ben çok renkli bir adamım. Da Vinci’yi de çok seviyorum, müthiş bir heyecan veriyor. Shakespeare de öyle. Mevlana, Yunus bir başka. Yelpazemiz çok geniş yani. O Belçika’da doğup büyümenin hem kolej de hem saz çalma bütün bunlar beni belki de daha fazla gözlemlemeye itti. Çok geniş alanlarda heyecan duyabiliyorum. Bir James Brown hastasıyım mesela. Neşet Ertaş öyle Mahsuni Şerif de öyle. Klasik müzikler de bambaşka Beethoveenler, Vivaldiler falan bambaşka yere götürüyor. Ama bir Nuri Mürettin Selçuk da başka bir kafa. Bir de mimari yapılar çok heyecanlandırıyor. Bir de ressamlar, sürrealist Dali’den tut… Resim yapmak istiyorum diye malzeme satan yere gittim. Ne resmi yapıyorsun hocam dedi? Ben Dali olmak istiyorum dedim. O zaman sana şu fırçayı vereyim, şu kitabı da oku diye bir esprim de var. Çok heyecan duyuyorum. Yemek, içmek, müzik bunların hepsi çok değerli kültürler hepsi çok heyecan veren. Resim, sanat, heykel bir de yemek lazanya…

 

 

Load More Related Articles
Load More By seda melek bayramogllu
  • Kubat, Yorumcu & Müzisyen

    Kubat, Yorumcu & Müzisyen

        KONU BAŞLIKLARI: YARATICILIK BİR ESERİN YARATICILIĞININ ANLAŞILMASI AİLENİN YARATICILIKTAKİ ROLÜ VE KATKISI USTA-ÇIRAK İLİŞKİSİNİN YARATICILIKTAKİ ÖNEMİ             YARATICI BİR ...
Load More In Kubat, Yorumcu & Müzisyen

Yanıtla

Your email address will not be published.Gerekli alanlar işaretlenmiştir. *

Check Also

Uğur Erbaş, Animatör & Grafik Tasarımcı

      KONU BAŞLIKLARI: YARATICILIK BİR ESERİN ...

FORMÜLÜM


Alper Almelek 1971’de dünyanın en güzel şehri olarak nitelediği İstanbul’da doğmuştur. University of Southern Maine ve Sonoma State University’de Siyasal Bilimler ve Müzik eğitimi (Opera Şarkıcılığı ve Piyano) görmüştür. 1995’te yurda dönüşü ertesinde 11 yıl boyunca aile işinde çalıştıktan sonra Siegwerk Corporation’ın Türkiye Genel Müdürü...
DEVAMINI OKU

TESTLER

KİTAP İNDEKSİ

INSTAGRAM KÖŞESİ

Instagram has returned invalid data.

İŞ’TE KAHKAHA