Besteci & Söz Yazarı & Yorumcu, Türk Yaratıcılardan Esinler

Şehrazat, Besteci & Söz Yazarı & Yorumcu

 

 

 

 

KONU BAŞLIKLARI:

YARATICILIK

BİR ESERİN YARATICILIĞININ ANLAŞILMASI

AİLENİN YARATICILIKTAKİ ROLÜ VE KATKISI

USTA-ÇIRAK İLİŞKİSİNİN YARATICILIKTAKİ ÖNEMİ                       

YARATICI BİR KİŞİNİN PROFİL ÖZELLİKLERİ

YARATICILIKTA RİTÜELLER

YARATICILIĞIN HAZIRLIK SÜREÇLERİ

1.SÜREÇ: RUHUN HAZIRLANMASI

2.SÜREÇ: GÖZLEM YAPARAK GÖRSEL ZEKAYI GELİŞTİRMEK

3.SÜREÇ: HAYAL KURMAK

İLHAM PERİSİNİN GELİŞİ

YARATICILIKTA BAŞARISIZLIK

TEKNOLOJİNİN YARATICILIĞA ETKİSİ 

GENÇLERE YARATICILIKLARINI GELİŞTİRMELERİ İÇİN ÖNERİLER

SİZİ ETKİLEYEN YARATICILAR, YARATICILIK İŞLERİNDEN ÖRNEKLER 

 

 

AİLENİN YARATICILIKTAKİ ROLÜ VE KATKISI

 

ALPER ALMELEK: Siz zaten sanatkar bir aileden geldiniz. Sizin çocukluğunuzda ailenizin sanat anlamında katkısı nasıl oldu?

ŞEHRAZAT: Çoktu. Bir kere anne karnında caz müziğiyle büyüdüğüm için, müzikle yoğrulmuş bir hamurum var daha ana karnında. Bebekliğimden beri de şarkı söylermişim. Dolayısıyla sahne de yaptım, sonra sahneyi bıraktım. 86 senesinde besteci oldum. Nasıl oldum vallahi ilhamla oldum. Söz yazılır o önemli değil. Zeki bir ruhu olan herkes söz yazabilir. Beste yapmak başka bir şey ve birbirine benzemeyecek. Yani tekrar olmayacak. Dolayısıyla annem babam, piyano istediğimde ilkokuldayken derhal eve piyano getirtti. Gayet güngörmüş modern bir ailenin kızıydım. Dolayısıyla her zaman desteklediler. Mesela halam Belçika Kraliyet Akademisi’nden tam mezun olacağı sene, koloratur soprano, babaannem onu evlendiriyor. Yani benim ailem de sanata düşkün insanlardı. Annem malum Türkiye’ye cazı getiren hanımefendi. Öyle doğmuşum desem yeridir.

 

USTA-ÇIRAK İLİŞKİSİNİN YARATICILIKTAKİ ÖNEMİ 

 ALPER ALMELEK: Sizin müzik yaşantınızda bir ustanız oldu mu?

 ŞEHRAZAT: Hayır olmadı.

ALPER ALMELEK: Bu konsepte baktığınız zaman, sizce olması gerekir mi? Gençler için örneğin. Ustalarıyla çalışmalarını tavsiye eder misiniz?

ŞEHRAZAT: Resim sanatı olsa şu an konuştuğumuz, bestecilik ve söz yazarı üzerine konuşuyorsunuz. Bestecilikte usta-çırak ilişkisi olmaz. Ya o sizde vardır, genç yaşta gelir, ileri yaşta gelir. Benimki otuz beş yaşlarımda geldi bestecilik. Şimdi ama ressam derseniz, çoğunun usta-çırak ilişkileri olur. Resim yaparken tekniği bilmeniz lazım. Dolayısıyla yok mu var. Ustası olmayan büyük ressamlar da var. Dünyaya doğmuşlar Da Vinci gibi. Kalibreler var; kimisi orta ölçek kimisi yüksek ölçek kimisi az. Benim için ne o ne bu ne ben ne şu. Benim için en büyük sanat alanında master kim? Ben Da Vinci derim. Hepsini katın, Mozart’ı da katın onu da katın bunu da katın. Da Vinci başka bir şey. Bu benim şahsi görüşüm.

ALPER ALMELEK: Şimdi buna destek olmak için bir şey söylüyorum. Da Vinci’nin yalnızca on yedi tablosu günümüzde kaldı. Van Gogh’un bin tane var.

ŞEHRAZAT: It is not a quantity, it is a quality.

ALPER ALMELEK: Evet onun için söyledim. 17 tane var ama, muazzam.

ŞEHRAZAT: Yani benim için şu dünyaya gelmiş en üstün sanatçı kim derseniz Da Vinci. Çünkü adam labirent gibi. Girdikçe yeni bir şey keşfediyorsunuz. Girdikçe insan anatomisi, girdikçe uzay felsefesi, girdikçe başka bir şey. Yani dipsiz bir kuyu. Ben zaten onun normal bir insan olduğuna da inanmıyorum. Biraz başka bir boyuttan gelme gibi. İleri, teknolojik olarak da ileri. Nereden bilebildi onları? Nasıl bilebildi? Olmayan bir şeyi nasıl bilebilirsiniz? Nasıl çizebilirsiniz?

 

YARATICILIĞIN HAZIRLIK SÜREÇLERİ

 1.SÜREÇ: RUHUN HAZIRLANMASI

 ALPER ALMELEK: Derste Yaratıcılığı işlerken üç hazırlık sürecinden bahsediyorum. Tabi bunlar arka arkaya gelmek zorunda değil. İç içe de olabilir. Ama insanlar yaratıcı olmak için üç aşamadan geçiyorlar. Bunlardan bir tanesi ruhumuzu hazırlamak. Ruhumuzu arındırmak hatta. İkincisi gözlem yapıyoruz ve üçüncüsü hayal kuruyoruz. Öğrencilerime egzersiz yaptırıyorum. Kendinizi huzurlu hissettiğiniz bir yere gidin ve kendi kendinize kalın düşünceler gelsin. Hatta küçük bir yansıma yazmalarını istiyorum. Kompozisyon yazmalarını istiyorum ben niye burayı seçtim ruhum huzura kavuşsun diye. Bunları tek tek size sormak istiyorum. Siz bu düşünceye katılıyor musunuz? Sizin kendinizi huzurlu hissettiğiniz, gittiğinizde mutlu hissettiğiniz bir yer var mı? Eviniz olabilir, atölyeniz olabilir, Belgrad Ormanı ya da Taksim olabilir ya da bir bank herhangi bir yer? Siz bu ruhu arındırmaya inanıyor musunuz, iyi olduğunu düşünüyor musunuz? Bunun önemime inanıyor musunuz? İnsanın tek başına bir ortama gitmesine orada kalmasına. Siz bunu nasıl sağlıyorsunuz?

ŞEHRAZAT: Ben şahsen inanmıyorum. Sağlamıyorum işte.

ALPER ALMELEK: Böyle bir şeye ihtiyaç duymuyorsunuz. Her yer sizin için aynı o halde.

ŞEHRAZAT:  Aynı evet. Gelecekse o bana verilecekse her yerde gelir. Ama bunca yıllık tecrübemden şunu söyleyebilirim: Acılar ruhu arındırmak değil bilakis. Acılı ruhlardan daha çok eserler çıkar. Acı ama isteyerek çekmekten  bahsetmiyorum. Sizin yaşantınızda yaşadığınız olaylar birikiyor ve acılar çok fazlaysa onlar mutlaka bir şekilde vücudunuzdan, ağzınızdan, ruhunuzdan, beyninizden, el ve parmaklarınızdan bir şekilde çıkabiliyor. Arınmış bir ruhun büyük sanat eserleri çıkaracağına inanmıyorum. Sizden tam tersini düşünüyorum hocam. Acı, büyük aşklar, Allah aşkı, kul aşkı bunların içine dahil. Ve arınmış bir ruhun,  acılardan soyutlanmış mutluluk içinde bir ruhun ben şahsen büyük yaratıcılıklara imza atabileceğine inanmıyorum. Çünkü insanın ruhunun hamuru yoğrulmazsa, o insandan ne besteci olur ne ressam olur hiçbir şey olmaz. Flat (düz) bir insan olur.

 

YARATICILIKTA RİTÜELLER

ALPER ALMELEK: Peki bu ruhu arındırmanın başka kulvarı da ritüeller. Yaratıcıların kimilerinin belli ritüelleri var üretim için. Kimi sabahın köründe kalkıyor, kimi gece çalışıyor. Kimi illa şu odada çalışması lazım. Sizin herhangi bir ritüeliniz var mı?

ŞEHRAZAT: Evet doğru saygı duyarım. Benim öyle bir sıkıntım yok. Bir ritüelim yok. Her an olabilir. Önemli olan ruhuma gelmesi. Ruhuma geldiği zaman o kayda geçiyor. Bildiğim şarkıyı söyler gibi söylüyorum. Sözü ve müziği birlikte gelir. Sanki bildiğim bir şarkıyı söylüyormuşum gibi.

 

 2.SÜREÇ: GÖZLEM YAPARAK GÖRSEL ZEKAYI GELİŞTİRMEK

ALPER ALMELEK:  İkinci yaratıcılık süreci gözlem yapmak.

ŞEHRAZAT: İstemeden yapıyorsunuz onu. Hayat size mesela siz geliyorsunuz. Bana şimdi acıklı bir şey yaşadıysanız, bunu bana paylaşırsanız bir tarafımda kalıyor, loblardan birinde. Birkaç tane arkadaşınızın dostunuzun acısını dinlediğiniz zaman bir müddet sonra illa sizin hikayeniz olmuyor o, o acıların içinde kendinizden de bir parça bulduğunuz için size ilham vermiş oluyor farkında olmadan. Şahsım adına bende farkında olmadan, illa şahsımın yaşadığı olaylar değil.

 

3.SÜREÇ: HAYAL KURMAK

ALPER ALMELEK: Yaratıcılıkta başka bir süreç de hayal kurmak.

ŞEHRAZAT: Zaten bizler umumiyetle ya yaşadıklarımızı yazarız, ya da yaşamak isteyip de yaşayamadıklarımızı yazarız.

ALPER ALMELEK: Onları o zaman hayal etmek gerekiyor. Yani yaşayamadıklarımızı yazmak için hayal etmek gerekiyor. Peki o hayali geliştirebilmenin bir yolu var mı?

ŞEHRAZAT: Hayır yok. Sizin hayal kalibreniz ne kadarsa o kadar hayal kurabilirsiniz.

ALPER ALMELEK: Mesela Da Vinci’nin defterinde, içinde milyonlarca taş olan bir duvara bakın diyor. Duvara baktığınız zaman hiçbir şey anlamıyorsunuz, sadece taş var. Uzun süre ona bakın. Bir süre sonra başlayacaksınız o taşlar arasında bir bağlantı kurmaya. Beş tane taş bir ata benzeyecek, diğeri insana benzeyecek. Sonra hayal kurmaya başlayacaksınız. Düz duvara bakarsanız, hayal gücünüzü geliştirmeye başlarsınız diyor. Bunu uyarlayabilir miyiz acaba günümüze? Genç bir arkadaş söz yazarı, besteci olmak istiyor. Ben hayal gücümü geliştirmek istiyorum diyor.

ŞEHRAZAT: Hayal kursun.

ALPER ALMELEK: Hayal kurması için onu fişeklememiz lazım.

ŞEHRAZAT: Niye fişekleyeceğiz? Hayal kurmak isterse kurar kim mani. Hayal kurmak çok insani bir şey. Bir insan hayal kurmuyorsa rahatsızdır. Rahatsızlar için yapabileceğimiz bir şey yok.

ALPER ALMELEK: Aslında demin cevap vermiş oldunuz. Ne zaman ki çok farklı müzik türlerini dinlese hayal kurması için onlar o taşlar olacak.

ŞEHRAZAT: Evet aynen öyle. Ne bileyim kitaplar okusun, kendini geliştirsin. Okusun, hangi konuya sevgisi varsa o konuda kitaplar okusun. Kitapları okurken bile çok faydalanacaktır. Cümle kurumları doğru olacaktır, kullandığı Türkçe doğru olacaktır, devrik cümleler olmayacaktır. Yani bu şekilde kendilerini geliştirebilirler. Bol bol sinemaya gitsinler. Sinema hayal dünyasıdır. Tiyatro da. Sinema daha iyi, daha hayal. Tiyatroda her zaman bir gerçeklik vardır. Sinema tamamen ilüzyon, hayal kurabilecekleri, faydalanabilecekleri. Orada insan gözlerini kapatıp hayal kurar. Ama bu söylediklerimi yaparsa zenginleşir. Bol bol sinemaya gitsinler, tiyatroya gitsinler, kitap okusunlar, imkanları varsa dünyayı gezsinler. İmkanları yoksa küçük küçük Türkiye’yi dolaşsınlar. Türkiye’yi dolaşırlarsa hayal kurabilirler. Eğer hayal kapasitesi, güç kapasitesi varsa. Bir insanda hayal gücü kapasitesi yoksa geçmiş olsun hiçbir şey yapamaz. O çünkü bunun için gelmemiştir dünyaya. Onun başka görevleri vardır. Onun yapacağı görevleri de biz yapamayız. Bizim yapacağımızı onlar yapamaz, onun yaptığını da biz yapamayız. Dolayısıyla görevler farklı, kaderler farklı, çizgiler farklı. Kimse kimsenin yerinde olamaz. Her bireyin bu dünyada bir görevi var.

 

İLHAM PERİSİNİN GELİŞİ

ALPER ALMELEK: İlham Perisi size geldiğinde ne hissediyorsunuz? Bir heyecan hissediyor musunuz?

ŞEHRAZAT: Hemen record ediyorum. Biraz başım ağrıyor. Böyle başım ısınıyor. Kazan kaynıyor. Günlerce saatlerce hiç uğraşmam, gelen geliyor. Kimisi bir ay uğraşıyor. Bir ay uğraşana da saygım büyük benim gibisine de.

ALPER ALMELEK: O bir heyecan yaratıyor.

ŞEHRAZAT: Evet yaratmaz mı? Düşünebiliyor musunuz birdenbire beyninde bir şey çalıyor sözü ve müziği ile. Nasıl beynimizden bir şarkıyı dinleriz bazen. Bildiğiniz bir şarkıyı dinlemez misiniz? Benim de bir anda beynimden çalıyor söz müzik.

ALPER ALMELEK: Geçen hafta Turgay Fişekçi ile bir söyleşi yaptım. O da bu soruma şöyle cevap verdi, Fransız şair Bolvereli’nin sözleri ile: ‘Şiirin ilk mısrası Tanrı’dan sonrasını şair yazar.’’

ŞEHRAZAT: Bence hepsi Tanrı’dan. Yani ne olduk? Yine benim en baştaki sözüme geldik. Allah vergisi. Dolayısıyla benimde kaderim böyle yazılmış. Ekmeğimi suyumu bundan kazanıyorum. Kimisi çatı ustalığı yapıyor, kimisi ahşap ustalığı. Ben mesela ahşap ustalığı yapamam. Elimden gelmez. O da şarkı yapamaz.

KUBAT: O zaman şöyle diyebilir miyiz? Kerameti kendimde bilmiyorum, direk teslim.

ŞEHRAZAT: Çok doğru, kerameti kendimde bilmiyorum. Ben 30 senedir tüm röportajlarımda da bunu söylüyorum. Hiçbir şarkım hiçbir şarkıma benzemez. Kokum aynı olabilir, ama prototipim yok. Kokum vardır bu Şehro’nun kokusu derler. Ama bu şarkının aynısını Şehro yapmış denmedi bugüne kadar çok şükür. Yapamam zaten hicap duyarım. Aynı şarkının sözünü değiştirip orasını burasını azıcık düzeltip yapamam öyle şeyler utanırım. Yapamaz mıyım? Havada tavada yaparım, ama yapmam gururuma yediremem. Günde on tane şarkı yapılır sizin dediğinizle. Ama ayda üç beş yapılır, bazen altı ay hiçbir şey yapamazsınız.

 

YARATICILIKTA BAŞARISIZLIK

ALPER ALMELEK: Sizce başarısızlık yaratıcılığın bir parçası mıdır? Onunla nasıl baş edilir?

ŞEHRAZAT:  Herkes için geçerlidir tabii ki. Onunla nasıl baş edilir? Biraz içimize kapanırız, biraz küseriz. Başarısız oldu şarkım deriz. Bakarız neyden ötürü başarısız. Etki sizden mi? Yoksa dış etkenlerden mi? Şimdi bizim sektörde dış etkenler çok önemlidir.

ALPER  ALMELEK: Biraz açar mısınız dış etkenleri?

ŞEHRAZAT: Şarkıları promote etmek var, bir de şarkıların üstüne basmak var bizim sektörde. Dolayısıyla başarısızlık bu sektörde relative bir şey. Biz artık kaçın kurası olduğumuz için biz biliriz.

ALPER ALMELEK: Neden dolayı olduğunu anlarsınız yani.

ŞEHRAZAT: Evet anlarız. Eskiden çok kırılırdım mesela. Şimdi çok daha az üzülüyorum, gülüp geçiyorum. Yaptığım şarkıdan eminsem hiç üzülmem, üstüne basıldığına üzülürüm. Yanlış kişiye şarkı vermişimdir başarısız olmuşumdur bu benim suçum. Olmadı mı böyle hatalarım elbette oldu. Yanlış ağza yanlış şarkı vermişimdir. Veyahut kıramamışımdır vermişimdir.  Ama bu benden kaynaklanıyor. Orada ben suçumu kabul ederim. Öbür türlü çok karmaşık denklem. Yani böyle düşünüyorum.

 

TEKNOLOJİNİN YARATICILIĞA ETKİSİ 

ALPER ALMELEK: Günümüzün teknolojisi sizin sanatınıza destek mi, köstek mi?

 ŞEHRAZAT: Destek. Eskiden recordaryi bulana kadar hemen burada söylüyorum, aranjörüm Volga’ya atıyorum şimdi. Gidene kadar o dinlemiş oluyor. Nasıl yapsak diye düşünüyor, o zaten benim kokumu bilir. Teknoloji vaktimizi çoğalttı. Teknoloji korkunç vakit kazandırıyor. Artık şarkıyı yolluyorsunuz, aranjör yapıyor. Facetime var, şurasını şöyle mi yapsak diye konuşuyorsunuz gitmeden bile. Sürekli çalıştığınız bir aranjörünüz varsa iş o kadar kolaylaşıyor ki. Tabii ki yine gidiyorsunuz oraya. Ama bir ön çalışmayı en azından evden yapabiliyorsunuz. Aranjörün de üstüne yatma olayı, bakalım ne olabilir olayı da daha geniş bir zamana yayılıyor. Teknoloji iyi kullanıldığı zaman bıçak gibi. Armut da keser kafa da keser. Biz çok şükür iyi kullananlardanız. Steve Jobs uzakları yakınlaştıran adam. Uzakları yakınlaştıran adam tekrar ediyorum. Ne demek istiyorum? Evladınız Amerika’da. Bütün gün beraber konuşabilirsiniz. Steve Jobs’un yaptığı bu olay varya computerdan (Bilgisayar) daha önemli. Evladınızla, sevdiklerinizle, eşinizle her zaman yüzde yüz her ortamda konuşma hakkınız var. Düşünebiliyor musunuz? Benim okuduğum yıllarda, anamı özlerim babamı özlerim. Şu anda yurtdışında okuyan çocukların böyle bir sıkıntısı yok. Ben olaya bu perspektiften bakarım. Ahir zaman kehanetlerinde gün gelecek uzaklar yakınlaşacak. Bu vardır. Şu anda biz o çağı yaşıyoruz.

ALPER ALMELEK: Mektup yazardık, üç haftada giderdi. Sonra cevap gelecek bize. Ancak cevabı beş hafta sonra alabilmiş olurduk. Şimdi e-mail atıyoruz rahat rahat.

 

 GENÇLERE YARATICILIKLARINI GELİŞTİRMELERİ İÇİN ÖNERİLER

ALPER ALMELEK: Genç şarkı sözü yazarı adayımız var. Kendisini geliştirmesi için bir özet yaparsanız ne önerelim ona kendisini geliştirmesi için?

ŞEHRAZAT: Bilmiyorum ben buna inanmıyorum. Ya varsa vardır ya yoksa yoktur. Zorlama ile bir şey olmaz.

ALPER ALMELEK: O zaman bunu keşfetmesi kendisine mi ait?

ŞEHRAZAT: Zaten bir cevher varsa macun gibi kabında durmaz. Gün gelir pırtlar. Pırtlamamışsa da o da onun şanssızlığıdır. Ben böyle bir şeye inanmıyorum. Çok açıkça söylüyorum geliştirmesine.

KUBAT: Senin 36 yaşında oldu ama.

ŞEHRAZAT: Söz yazardım ben profesyonel olarak değil ama. 80’de yaptığım albümde ecnebi şarkılara Türkçe söz yazmışlığım var. Ama beste başka bir şey.

 

 

 SİZİ ETKİLEYEN YARATICILAR, YARATICILIK İŞLERİNDEN ÖRNEKLER 

ALPER ALMELEK: Sizin etkilendiğiniz akımlar nelerdir?

ŞEHRAZAT: Ben Motowncıyım. Dünya popunun tam içine doğmuşum. Beatles çıktığı zaman ecnebi bir yurttayım biliyorsunuz. Ben 63 senesinde Beatles’ı aynı zamanda dinliyordum. Yani Stevie Wonder plaklarını alıp İstanbul Radyosu’na Erman Abime rahmet olsun getiren kızım ben. Yester Me Yester You Stevie Wonder. Beyrut’ta anında film ve müzik endüstrisi Amerika ile aynı anda girdiği için ben bütün 60 ve 70 senesini içindeki filmlerinin galasının biri orada yapılıyorsa birisi Beyrut’ta yapılıyordu. Dolayısıyla müziği ve sinemayı çok yakından takip ettim. Ve aynı zaman diliminde öğrendim. Ben Motowncıyım. Motown bütün zencilerin çıktığı o meşhur plak şirketi. Zenci şarkıcılar benim için hala geçerlidir. Başka bir de caz ile yoğrulmuşum. R&B, caz, pop, seventies, sixties… Sixtiesin içine doğdum ben. İçine doğdum derken yakalayabildim. 60’ta Beyrut’a gittiğimde lop diye içine düştüm. Dolayısıyla korkunç bir donanım var, müzik donanımı var. Bunlar altmışlar, yetmişler, seksenler düşünebiliyor musunuz?  Bir de Lübnan’da okumuş olmamdan dolayı Ümmü Gülsüm’ü ezbere söylerim. Hala da ezbere söylerim. Her şarkısı kırk beş dakikadır, live olduğu zaman iki buçuk saattir. Keman partilerine kadar söylerim. Dolayısıyla çok şükür hamurum var olan her müzik ile yoğrulmuş benim. Klasik müzikten biraz uzağımdır. Öyle bir huyum yok. Son kelamım şudur ki her sanatçı hangi kulvardan olursa olsun kendi alt yapısından doğar, yaş aldıkça dünyayı tanıdıkça gelişir. Gelişmek için dünyayı tanımak-okumak lazım. Okumak derken, o okumak da var ama dünyayı okumak da var tırnak içinde söylüyorum.

 

Load More Related Articles
Load More By seda melek bayramogllu
Load More In Besteci & Söz Yazarı & Yorumcu

Yanıtla

Your email address will not be published.Gerekli alanlar işaretlenmiştir. *

Check Also

Uğur Erbaş, Animatör & Grafik Tasarımcı

      KONU BAŞLIKLARI: YARATICILIK BİR ESERİN ...

FORMÜLÜM


Alper Almelek 1971’de dünyanın en güzel şehri olarak nitelediği İstanbul’da doğmuştur. University of Southern Maine ve Sonoma State University’de Siyasal Bilimler ve Müzik eğitimi (Opera Şarkıcılığı ve Piyano) görmüştür. 1995’te yurda dönüşü ertesinde 11 yıl boyunca aile işinde çalıştıktan sonra Siegwerk Corporation’ın Türkiye Genel Müdürü...
DEVAMINI OKU

TESTLER

KİTAP İNDEKSİ

INSTAGRAM KÖŞESİ

Instagram has returned invalid data.

İŞ’TE KAHKAHA